geri geldim


Rap' imi çarmıha gerdim, sosyal medyaya degineyim istedim.

sosyal medya mosyal medya, sikişmiş oldugunuz için cok sevdiniz soyal medya olayını. hepiniz sosyal medyanın cıkmasını bekliyormussunuz sükse yaratmak için. yememiş içmemiş bugunu beklemişsiniz, adeta sosyal medya cıksa da hayatımızı bunun uzerinden sekillendirsek demişsiniz, ben bugun bunu farkettim.

sizin ben bi içinizde gezdireyim de rahat edin, uzun zaman sikmiyordum kardeş, sizi en iyisi ben bi sikeyim. hepimiz rahatlayalım.

Öncelikle biz evvelden "internete girerdik." onun adı internete girmekti, nette takılırdık, kesme işaretine de gerek yok fakat ben cok bildigim için koyayım dedim. biz zaar gibi bilgisayar oyunu oynar, onun dısında kalan vaktimizde de kısıtlı imkanlarla nette dolasırdık. bugunun internet kullanıcıları bizi siklemez "lan bunlar cocuk oyunu ne sikimsonik işler ugrasıyonuz amına koyayim" derlerdi.

he şimdi noldu, annelerinin basitlikle yogurdu bu orospu cocukları olaya uyandılar, yine aynı kolaylıkta çeşitli yapılar peydahlanmaya basladı twitter mwitter. Bu insanlar basitliklerini bizim internetimize bulaştırdılar. eminim hepiniz ayıksınız, basitlik gozunuzu bulamasın efendiler. gorunen durum sudur ki bu adamlar kitleler halinde bizim internetimize aktılar, o gunden beridir dur durak demeden yavsaklasmaya devam etmektedirler.

ben uyandım siz de uyanın istedim.

benim bunlarla olayım burda bitmeyecek. ama yoruldum ve yazmak istemiyorum su anda daha fazla, emin olun ki ben bu körpe yosmaları keyfim geldikçe, bakın net söylüyorum, evlerinden alıp evlerine bırakacağım.

kokunu kurutacagız bunların hep beraber, siz kafanıza takmayın esen kalın.
yalnızlığımdan değilde okumuşluğumdan yazmak istedim.biraz kendi dünyama çekildim.çok fazla iddaa var bu günlerde şudur budur odur. yaşımız ölüme doğru uzadıkça ben bunu böyle biliyorum deme katsayımız linnerden eksponasiyele geçerken değişen fikirlerimiz pek bir sıfıra yaklaşıyorlar.gece gece oturup babası ölmüş birinin baba özlemini dinledim gözlerim doldu. şu günlerde çok fazla aklımda yaşlandığım.annemin gözlerinin çevresindeki kırışıklardan ve babamın sakallarının beyazlamasından çok fazla duygu üretiyorum bedenimde. üzüntü korku ve o ölecekleri günü nasıl karşılayacağım düşüncesi.yok o değil evdeki civcivimizi bir kedi kaptı da içimden neler geçti nasıl bir anlık boşluk oluştu tarifsiz. ben de ölücem ve ölürüm ölürsün ölürüz. halbuki yaşayabilmek için tüm çabalarım.ee ne bok yicez? umarım siz de üzülürsünüz

Türkiye'nin Gerçekleri - 1

Uzaklarda, ufacık bir köyde kendi başına yaşayan yalnız bir demirci vardı. Köy ahalisiyle pek içli dışlı olmayan bu demirci hakkında kimsenin pek birşey bilmemesiyle beraber bir-iki konuşmasında da ağır başlılığıyla halkın saygısını kazanmış kırklı yaşlarda olduğu söylenen bir adamcağız. Bir gün, ormanda kestiği odunları sırtına yüklemiş sallana sallana köye dönerken arkasından sertçe birinin dürtmesiyle bütün odunları etrafa saçılmış. Bir hışımla arkasını döndüğünde kan ter içinde bir köylünün kendisini uyardığını görür: "Kaç ağam! Gitme köye! Haydutlar bastı, yakaladıklarını kesiyorlar, gördüklerini vuruyorlar! Kaç canını kurtar." Demirci odunlarının yere dökülmesiyle hiddetinden kabardığı için adamın ne dediğini dinlememiş kendisine en yakın duran oduna uzanıp, sırtına vuran köylünün kafasını yarmış. Dökülen odunlarını tekrar yüklendikten sonra sallana sallana köye yürümeye devam etmiş.

Sniper - Part 7


3 Yıl Önce (2008..)

“ Ne istiyorsunuz benden? “ diye sordu kendine gelince. Gözlerini açmamış olmasına rağmen odadaki keskin kan kokusunu hissedebiliyordu. Tahminine göre teşkilatın işkence yapılan odasındaydı. Bu oda da Artiz’in yaptığı işkenceleri hep merak etmişti. Söylediklerine hala cevap gelmemişti. Rahatsız edici kısa bir sessizlikten sonra gözlerini açtığında karşısında Artiz ve Ziya’yı gördü. Artiz her zamanki gibi siyah gözlüklerini takmış, tahta bir sandalye de oturuyordu. İçinde bulunduğu odayı da doğru tahmin etmişti, gerçekten de işkence yapmak istediği biri olduğunda onu getirdiği teşkilat odasıydı burası, duvarları kanlarla süslenmiş kare bir oda ve içinde odaya göre konumu ortalanmış, işkence yapacağı insanı oturtacağı sandalyeyle birlikte işkence aletlerinin olduğu ufak sehpa. Şimdi o sandalyede kendisi oturuyordu. “ Neden? “ diye sordu Melek, sesi hala soğukkanlı ve sakindi. Sanki o, Artiz ve Ziya’yı yakalamış konuşturmaya çalışıyor gibiydi. İkisinden yine cevap gelmedi. Artizden gözlerini çevirip Ziya’ya bakınca, işkence aletleriyle oynadığını gördü. İşte şimdi korkmaya başlamıştı. Çünkü Artiz’in işkence konusundaki fikirleriyle Ziya’nın bunu uygulayışındaki korkunçluğu tüm teşkilat, hatta diğer teşkilatlar bile bilirdi. “ Ziya abi neden? “ diye sordu, onlardan cevap gelmedikçe, sakinliğini kaybediyordu. Artiz oturduğu yerden “ Önce o değerli tırnaklarını çıkart, sonra başlayalım “ dedi Ziya’ya. Ziya elindeki kıskaçla Meleğin başparmak tırnağını tuttu. Bir saniyeliğine Melek’e baktı, ve çekti.

Altıncı tırnağında Melek artık çığlık atmaya başlamıştı. Elindeki son tırnak çekilirken yarı baygın haldeydi. Hala “ Neden “ diye sayıklıyordu. “ Artık başlayalım “ dedi Artiz ve kapıda bekleyen doktorları içeriye çağırdı.

Bir saat geçmişti, ve bu bir saat sonunda teşkilatın en dayanıklı ajanı olarak görülen Melek, teşkilatta işkence adına kürsüsü olan Artiz’in karşısında sadece ölmek istiyordu. “İnsanlarda parmaklar neden o kadar önemlidir bunu hiç düşündün mü Melek?” dedi Artiz sigarasını yakarken.  “Neden işkence yapılırken, bunun eğitimini almamış insanların bile bilinçdışı bir şekilde parmaklardan başladığını düşündün mü hiç?” diyerek devam etti. Açıkçası Melek’te parmaklardan başlamayı çok severdi ve bugüne kadar bu konuyla ilgili hiçbirşey düşünmemişti, şu anda da bunu düşünmesi imkansızdı. “İnsanlarda parmaklar onlar için herşeydir. Tüm aktivitelerini, yaşamını, herşeyini parmaklarıyla idame ettirir insanlar. Ve bu parmaklara herhangi bir zarar gelmesi durumu bile onları piskolojikman yaralar, ağır bir zarar gelmesi halinde ise o parmaklar işlevselliğini yüzde 70 oranında kaybeder. Bunun tek sebebi girdikleri piskolojik çöküntüdür. Yani senin parmaklarını şu anda tek tek koparıp tekrardan diksek, vereceğimiz zarardan hiçbir iz kalmasa bile o parmaklarla bir daha doğru düzgün bir şey yapamayacaksın.” dedi Artiz, sesi her zamankinden daha yavaş ve sakindi. Ziya ve doktorlar durmuş Artiz’in vereceği komutu bekliyorlardı. “Devam edebilirsiniz” dedi Artiz beklenen emri vererek.

Parmakları kesildikçe, ortaya çıkan sinirler ve kanlar arttıkça Meleğin çığlıkları kulakları sağır edecek boyutlara ulaşıyordu. Her parmağı farklı bir aletle kesiyordu Ziya. Artiz’in başka bir sapıklığıydı bu da. Her alet farklı bir acı yaşatacaktı ona. Bu işkenceyi sadece acı çektirmek istedikleri biri olduğunda yaparlardı. Eline bu sefer kalemi aldı. Uzun uzun kaleme baktı. Artiz’in Melek için özel olarak koydurttuğu bir aletti bu. İlk defa bir kalemle parmak koparacaktı. Meleğe tekrardan bir göz attı Ziya. Onunla birlikte gittiği görevleri düşündü. Ona ilk abi dediği zamanı, onu kızı gibi sevdiği zamanları hatırladı. Ona çektirdiği acı karşısında onun da gözünden bir damla gözyaşı gelmişti. Melek’te Ziya abiye bakıyordu artık, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, yanağından makyajı kendi kanıyla birlikte karışarak akıyordu. Abi yapma artık diyebilecek gücü kalmamıştı, kafasını iki yana çevirdi yalvarırcasına.

Doktorlar tek tek kesilen parmaklara müdahale ettikten sonra, kesilen sol ele müdahele etmekte pek zorlanmadılar. Her parmağın kesiminde  “ Yine bayıldı, adrenalin iğnesini getirin “ dedi doktorların başında duran adam. Odada ki sandalyenin yerinde artık ameliyat düzeneği  kurulmuştu, hem işkence için, hem de o anda müdahale için muhteşem bir ortam hazırlanmıştı.

İkinci saatin sonunda, kol ve bacakları olmayan Melek bir yandan diğer yaraları yüzünden kan kaybediyor, diğer yandan ünite ünite kan alıyordu. Ağaç budar gibi kollarını bacaklarını kesmişlerdi resmen. Artiz altıncı sigarasını yakmış, ortasından tutarak bir dede gibi içmeye devam ediyordu. İkinci nefesini aldıktan sonra, “ Sen Kha’yı harcadın “ dedi oturduğu yerde. Ziya hala ayakta, elinde testereden sonra tuttuğu yıldız başlı tornavidayla komedi filmlerindeki absürt karakterler gibi duruyor, bir yandan da gelecek yeni komutu bekliyor, ‘ Yıldız başlı tornavidayı işkence konusunda kullanmak nedir amınakoyim ‘ diye düşünüyordu. Melek ise işkenceden dolayı hiçbirşey duyamayacak haldeydi. “ Sen beni öldürmeye çalıştın. Sana hiçbir zararım olmadığı halde, seninle hiçbir şekilde yolumuz kesişmeyeceği halde, geldin beni  de öldürmeye çalıştın. “ dedi, sinirlenmişti besbelli. “ Son kısma geçebilirsin artık “ diyerek son komutunu verdi Ziya’ya. Doktorlar geri çekildi, Ziya elindeki tornavidayı bırakarak silahını çekti, susturucusunu taktı ve Meleğin kafasına iki tane sıktı.

Sniper - Part 6

Günümüz (2011) 
“Yeter, dayanamıyorum, yapma artık“ diye bitkin bir çığlık attı Berna. Evimin bodrumundaydık. O bağırdıkça kendimden geçiyor, içimde oluşan o pislikçe coşkuya engel olamıyordum. Berna’nın kıçına soktuğum bira şişesini çıkarttım. Bira şişesini yarısına kadar sokmuştum ve şişenin ucundaki kanı, tanımlayamadığım parçacıkları ve ekstradan bir de domates kabuğunu seçebiliyordum. Şişeyi çıkarmamla Berna’nın, sanki ona hiç işkence etmemişim gibi, ayağa kalkması, bana dimdik ve boş gözlerle bakması bir oldu. Ellerindeki zincirler çözülmüştü hiç anlayamadığım şekilde. “ Eee Amo efendi, şimdi sıra bende “ dedi, elinde bıçak olduğunu tahmin ettiğim bir parıltı vardı. Bir anda karnıma soktu elindeki parıltıyı, hala ne olduğu tam anlaşılmıyordu. “Ahh” diye bağırarak uyandım.
 Ebatları maksimum 6 kişiyi kaldıracak, dikdörtgen biçiminde yapılmış bodrumda Berna’yı zincirlediğim köşenin biraz ötesindeydim. Ona işkence yapmaktan yorulmuş ve uyuya kalmıştım. Berna da yorgunluktan bitap düşmüştü ancak hala oturduğu sandalyede dik durmaya çalışıyor, bana bakıyordu. “ Ziya abinin bu işin içindeki yeri ne? Bana doğruları söylemeden bu acın azalmayacak, işkence konusunda acımasızca bir acemiliğim olduğunu sende biliyorsundur. Şimdi, cevap verecek misin bana? “ dedim, sandalyeye zincirlediğim iki elini ovuşturarak, zincirin eline olan o kesici baskısını ve acısını azaltmaya çalışıyordum. “ Ziya abiyi tanımıyorum, ismen üst kademede biri olduğunu biliyorum. Bana emirleri veren - “ dedi yutkunarak. “ Evet, emirleri veren?? “ dedim merakımı onunda anlamasını belli eder şekilde. “ Melek Hanımdı. Senin artık bu iş için kalifiye olmadığını düşünüyor. Ziya abiyi öldürmeye çalışıyormuş gibi yapma planı da onun fikriydi. Sen, suikast düzenlediğin hedefinin çevresi ve üstleri Ziya abi den şüphelenmesinler diye onu da öldürmeye çalışmış gibi yaptığını düşünüyorsun, ancak bu plan daha önceden de Melek Hanım tarafından uygulandı, bu yaptığın, Ziya abiye de olan suikast denemesi, üst kademelerde senin onun ölümünü istediğin şekilde anlaşılacak, senin ölüm emrini getirecekti, ki nitekim de öyle olmuştur. Melek Hanım da beni oraya koydu işini hemen bitirmem için “ dedi, soluk alışında zorluk çektiğini hissediyordum. Yalan söylüyor olmalıydı, çünkü Melek Hanım 3 yıl önce öldürülmüştü. Ondan sonra, Ziya abi onun yerine geçmiş, artık üst kademenin verdiği görevlerin onun tarafından iletileceğini söylemişti. Beynim zonkluyordu artık, mantıklı düşünme yeteneğimi kaybediyordum. Kızın suratına baktım, acıdan gerçekten bitap düşmüştü ve artık ya ölmek yada kurtulmak istiyordu. Öylece suratına bakınca ne kadar güzel olduğunu tekrar farketmiştim. Onunla delicesine sevişme isteği belirdi zihnimde. Elimi saçına attım. “ Ne yapıyorsun, yeter artık bildiğim ne varsa söylüyorum zaten yapmaa “ diye bağırdı. “ Sadece kontrol ediyorum peruk mu gerçek mi diye “ dedim. Gerçek olduğunu anlayınca, hemen üzerine çullandım. Kendimi delicesine tatmin ediyordum. İşim bitince, saatime baktım. Halletmem gereken diğer işe gecikmiştim. Ufak bodrumdan çıkarak, onu inlemeleriyle ve daha da artan acısıyla başbaşa bıraktım.
Çevirdiğim numara açmayınca, telefonuma tekrar baktım. Yeraltı dünyasında yeni yeni kurulan, süper 3 lü diye isim çıkarmış olan 3 tane katilin oluşturduğu grubun telesekreteri gibi bişiyi arıyordum. Gruplarının ismindeki ergenik tınıyı yeni farkediyordum. Heralde bir grup kurarken, başına süper koyup yanına kişi sayısını koymak pek yaratıcılık istemiyordu. Numarayı tekrar çevirince, bu sefer karşımdan direk cevap geldi; “ Ne var bea “. “ Ppardon, ben Amo, sizinle konuşmak istiyorum. Çok önemli bilgiler var elimde sizin de kullanabileceğiniz, ayrıca bazı şeyler öğrenmem gerekiyor sizden, telefonda söylemem uygun olmaz “ dedim. “ Tamam, 2 saat sonra Beşiktaş sahilinde ol, fazla zamanım yok acele et. “ dedi, konuşmasından adının Şopar olduğunu tahmin ettiğim eleman. Sesimdeki titremeyi iyi ayarlamıştım, bir şey anlamamıştı.
Bir saat sonra arabamı Beşiktaş iskelesinde onun oturacağı en büyük ihtimalli bankın arkasına çektim. Bankı en iyi gören ağaçlardan birinin dibine girip yere çöktüm. Üzerimdeki ayyaş kıyafetiyle hiç de dikkat çekmiyordum. Yaklaşık yarım saat geçmeden, Şopar gelmişti. Sesimdeki titremeden ve konuşmamdan, ona saygı duyduğum ve ondan korktuğum imajını vermiştim ve o da bu yüzden tek başına gelmişti. Ayrıca en son yaptıkları işten sonra, kendilerini yenilmez zannediyorlardı. Bunun da verdiği bir kibir vardı. Tahmin ettiğim banka oturdu ve etrafını kesmeye başladı. Her ne kadar kibiri varsa da, buluşmaya yarım saat erkenden gelip etrafı kontrol etmekten geri de durmamıştı. Onun 4-5 metre arkasındaki ağacın dibinde, bir elimde şarap şişesi, diğerinde cebimde tuttuğum silahım bekliyordum. Buluşma saati gelince, silahımı cebimden çıkarıp namlusunu Şopar’ın ensesine doğru nişanladım. Ateşlediğimde gelen ‘pıt’ sesi ve Şopar’a değmesiyle, zıplaması bir oldu. Yaklaşık 3 saniye sonra, şopar ensesine yediği bayıltıcı iğneyle yere yığılmıştı. Hemen gittim yanına ve bir kolundan girip onu arabama doğru taşıdım. Sahilde bizi görenler iki ayyaş zannedeceklerdi, ki Şopar da büyük ihtimalle en son buraya gelmeden önce içiyordu. Nefesi yüzünden bende iki saniyelik bi durgunluk ve bayılma tehlikesi geçirmiştim. Ancak onu arabamın bagajına atmayı başarmıştım ve bunu yaptığımda, evde yine nasıl sapıkça bir şenlik çıktı diye sevincimden yerimde duramıyordum.

Sniper - Part V

7 Sene Önce (2004..)- Hastane

Kha’yı bıraktığım yerde buldum. Onların bu yaptıkları ihanete anlam veremediğimden, sinirim ekstradan artıyor, köpürüyordum. ‘ Neden bu kadar manasız bir şey yaptılar, benden boşanmak isteseydi elbette boşanırdım, çocukluk ve en yakın arkadaşlarımdan olan Kha, nasıl böyle bir şey yapabilir, nasıl sevdiğim kadına o gözle bakabilir ‘ gibi sorular aklımın içine sıçıyordu. Kha’nın gözlerinin içine baktım, gözlerim ‘ Neden? ‘ diye bağırıyordu. Bana baktı. “ Noldu Ahmet? “ dedi. “ Ananın amı oldu amcık “ diyip bir anlık şehvetle, pantolonuma sıkıştırdığım silahı elime alıp ona doğrulttum. Doğrultmamla elinin kendi pantolonunun silah olan yerine gitmesi bir oldu. Hani derler ya gözünü kırpmadan, o pozisyonda hızlıca ateş ettim. Yakınındaki koltukta oturduğumdan, göğsüne hiza alabilmiştim anca. Kha’nın gözleri, korku ve şokla karışık ihtiras ve şehvete sahipti adeta bir pembe diziyle yarışırcasına. İkinci mermiyi ateşlediğimde, vücudu dengesini kaybedip yere düştü. Bu mermiyle birlikte içime bir rahatlık, bir memnuniyet dolmuştu. Kanımdaki töre, adam öldürme karşısındaki canilik, güce karşı olan istek kendini öne çıkarıyordu. O gazla zaten bir el daha sıkmam içten bile değildi, ki sıktım. Üçüncü mermi de Kha, artık cansızdı. Kha’nın cansız vücudunun karşımdaki gerçekliğini farkettikçe, eski halime dönüyor, ‘ ne yaptım ben ‘ moduna geçiyordum. Elimdeki silahı fırlattım, yeni yeni boş olduğunu farkettiğim koridora. Sinem’in doktoru ve Kha’nın da arkadaşı olan doktor, koşar adım yanıma geldi “ Başaracağını zannetmiyordum, ama tabi ben vücut doktoruyum, zihin doktoru değilim. Buyur bu yönden gideceğiz, Embi ve Melek otoparkta seni bekliyorlardır şimdi. “ dedi kolumdan çekiştirerek.
Otoparkta, bindiğimiz asansörün kapısı açıldığında, gerçekten de karşımda onların beklediğini gördüm. “ Sınavı geçtin, aramıza hoş geldin “ dedi Embi. “ Film replikleriyle mi konuşuyorsun artık “ diyip azarı bastı ona Melek. Embi, utancından pembeleşmiş yanaklarını belli etmemek içinde olsa gerek, hafifçe başını öne eğdi. “ Silahını yukarı da mı bıraktın, yoksa getirdin mi “ diye devam etti Melek. “ Ben, ben, bıraktım, unutmuşum “ dedim kekeleyerek, hala şoku atlatamamıştım. “ Sana söylemiştim, ne kadar zekasına güvensekte, hiç kimse ilk seferde başaramaz “ dedi Melek bana doğru bakmaya devam ederek, yine Embi’ye söylüyordu sanırım. “ Buyrun, silah burda, benim işim de bitti sanırım Melek Hanım, yukarıda ilgilenmem gereken bir ceset var bildiğiniz gibi “ dedi Doktor. “ Gidebilirsiniz “ dedi Melek. Bana göz kırptıktan sonra, asansöre tekrar bindi Doktor, yüzü gülüyordu yeni bir arkadaş edindiği için. “ Size, yeni isminiz olarak Amo’yu öneriyoruz. Beğensenizde beğenmeseniz de bu şekilde hitap edeceğiz, sonra anabacı yapmayın aramız bozulmasın “ dedi Embi, Melekle birlikte arabalara doğru hareket etmeye başlamışlardı. Bende peşlerinden yürüdüm. Sesi otoparkta yankılanarak, sanki söylediklerini aklıma kazımam gerekiyormuş gibi geliyordu. “ Bu gerçekten de senin ilk görevindi, şimdi sana bir paket vereceğiz, gizli kimliğinle ilgili herşey bu pakette “ dedi Embi, yavaş adımlarla yanına geldiği golf marka arabanın bagajından aldığı sarı zarfı bana uzatıp. “ Açmana şimdi gerek yok, 2 gün sonra eğitime başlayacaksın. “ diyerek devam etti. “ Tabi bunun ne eğitimi olduğunu merak ediyorsundur, bizim katilimiz olacaksın, sana öldür dediğimiz insanları, ki genellikle bunlar Yahudi-İsrail-Amerika üçgenindeki kötüler veya topraklarımızda zulüm yapanlar olurlar, öldüreceksin. Aldığın eğitim seni buna en iyi düzeyde yetiştirecek. Kabul etmezsen, işlediğin cinayet yüzünden hapse düşersin. Hapiste de, zaten hayattan bir beklentisi kalmamış, en az 4 defa ağırlaşmış müebbet yemiş bir mahkum tarafından şişlenip ölürsün, tabi öncesinde defalarca sikildikten sonra. O yüzden düşünüp taşın ve kararını buna göre ver. 2 gün sonra seni evinden alacağız. Eğitim merkezinde, bu ülkede katil olabilmek için alabileceğin en iyi eğitimlerden birini alacaksın, eski terörle mücadele özel timlerinde çok iyi katiller yetişirdi, köylüler olsun, çoban olsun, kadın olsun, silahsız olsun, bebe olsun, kimi öldür desek, tereddüt etmeden, neden diye sormadan öldürürlerdi “ dedi Embi, sesinde o günlere duyduğu özlem belli oluyordu. Melek bu sırada zaten arabaya binmişti. Embi de sürücü koltuğuna geçtikten sonra “ Onlar gibi emir komuta zincirine bağlı olmayacaksın ama, çünkü seni bir makine gibi değil de, daha çok Dextervari yetiştireceğiz, mantığına da zaten uyacak yapacakların. 14. sezonunu da çekmeye başlamışlar, Dexter bu sefer yakalanabilir diyorlar ama inanmıyorum tabi, kaçın kurası adam “ dedi. Son dediklerine anlam veremedim ama, önceki dediklerini gerçekten de aklıma kazıdım. Onlar arabayla giderken, ellerime bulaşmış Kha’nın kanı ile bir başıma kalmış, hastanenin otoparkında bu işten nasıl çıkacağımı düşünüyordum.

Sniper - Part IV

Günümüz (2011)

Suikastı gerçekleştirdiğim çatının alt katındaki, önüme ilk çıkan odadan içeri girdim. Eğer kaçmadıysa, yansımalardan gördüğüm buradaki sniperı da görebilecektim. Tahminen kadındı, 25-30 yaşları arası, 1.70 boylarında. Silahını tutuş biçiminden ustalığa geçiş döneminde olduğunu zannediyorum. Oda da, en uzaktaki pencerelerden birinin açık bırakılmış olduğunu gördüm, acemice bir hataydı, arkasında en ufak bir iz bile bırakmamış olması gerekiyordu, öğretilen ilk 3 kuraldan biriydi bu. Ustalığa geçiş dönemi olduğu konusunda yanılmış olabilirdim, ama onu küçümsemedim, bu da diğer bir kuraldı, rakibinizi, hedefinizi asla küçümsemeyin. Pencereye doğru adım adım ilerledim. Bu ofis odası da, diğer ofis odaları gibi masalar, arkalarında o masaya sahip olan, çalışanın oturduğu sandalye, masanın diğer tarafında da müşteriler için konulmuş ikişer tane sandalye ve ortalarındaki ufak bir masadan oluşuyorlardı. Açık olan pencere, en sondaki masanın yanındaydı. Yaklaştıkça, arkasında aceleyle bırakmış olduğu diğer eşyalarını görebiliyordum. İçi boş, büyük ihtimalle yanına aldığı ufak silahı için bir çanta, yerdeki mermi kovanları, sniperının dürbün kısmı ve çantasının içindeki birkaç dosya. Açık pencereden dışarı baktım, neredeyse benim açımla aynı açıya sahipti, hatta daha bile iyi konumda olduğu söylenebilirdi. Dışarı da, tahmin ettiğim gibi öldürdüğüm hedefimin cesedi hemen kaldırılmış, korumalar ve Ziya abi ortadan kaybolmuştu. Sanki az önce bir suikast gerçekleştirilmemiş gibiydi, ancak korumaların olduğum binaya girdiklerinden ve arama yaptıklarından emindim. Bunları düşünürken, arkamda gezinen biri olduğunu farkedememiştim. Sırtıma silahın namlusu geldiğinde artık herhangi bir şey yapmam için çok geçti. “ Yavaş yavaş sırtını bana dön, seni öldürmek istemiyorum, ani bir şey yapma ve ikimiz de burdan sağ çıkalım “ dedi, bir kız sesi. Arkamı yavaş yavaş döndüm, elinde silahı bana doğrultmuş, 25 yaşından büyük olmayan, güzelliğiyle gerçekten birçok insanı büyüleyebilecek, siyah özel görev üniforması içinde olan bir kızla karşı karşıyaydım. Uzun siyah saçları ve hafifçe yapılmış makyajıyla adeta bir mankendi. Böyle birine nasıl olur da gafil avlandım gibi sexist bir düşünce geçti bir an aklımdan. “ İşini bitirmek istemiyorum, ancak patronlarım bana, seni öldürürsem yerine benim geçebileceğimi söylediler. Bu da yaptığın son işti, bir nevi teminattım aynı zamanda da. “ dedi, sesindeki belli etmemeye çalıştığı titremeyi alabiliyordum. “ Şimdi, teşkilattaki en iyi katillerden biri olduğun için, ikimizi de bu işten canlı çıkaracak bir şey düşünmeni istiyorum, sana dostluğumu gösterdim, bana aynı şekilde davran ve nezaket göster “ “ Patronların sana, benim güzel kızlara olan zaafımı da söylediler sanırım, sana zarar vermeyeceğimi düşündüğüne ve silahını kafama doğru değilde vücuduma doğru tuttuğuna göre “ dedim -öldüğünden emin olmak istiyorsanız silahınızı her zaman hedefinizin kafasına doğru tutun - Gülümsedi. “ Bana güvenmen için, silahımı şimdi sana uzatıyorum, sebebsiz yere kimseyi de öldürmeyeceğini biliyorum “ dedi, elindeki 9mm silahı ters çevirip bana uzatarak. Elime aldım, namlusunu ona doğru uzattım, gözlerinde onu öldürmeyeceğimi bilen bir rahatlık görüyordum, ki gerçekten de onu sebepsiz yere öldürecekte değildim. Silahı ona geri uzatarak “ Alabilirsin, aşşağıya inerken lazım olabilir, benimki bana yeter “ dedim. Eline aldı ve konuşmaya başladı; “ Şimdi, korumalar yanlış saymadıysam 8 kişiler- “ “ Yanlış saymadın, ama karşı binanın içindekilerle birlikte toplamda 12 kişiler “ “ Peki, korumalara karşı bir çıkış planın olduğunu zannediyorum, tabi Polat Alemdarvari çıkıp 12 ye 1 çatışmaya girmeyeceksen “ “ Evet vardı, ama kaybettiğim zamanı göz önüne aldığımda, artık o planı kullanamayız. Seninle birlikte aşşağı katlara ineceğiz, 3 alt katta polis üniforması var, herzaman bir B planı yaparım, onu giyeceğim, sonra seninle birlikte en alta ineceğiz, eğer onlardan biriyle karşılaşırsak, Ziya abinin polisin içindeki adamıymış gibi yapıp, seni konuşturmaya onun yanına götürdüğümü söyleyeceğim, giriş katında, girişin sol tarafındaki ufak odaya gireceğiz, o odaya girdiğimizde yerdeki ipe dikkat et, kapının arkasındaki bomba düzeneğine uzanıyor o ip, tabi hala oraya girmemişlerse, kapıyı kapatıp seni konuşturmaya çalışıyormuş gibi yapacağım, sonra kapının karşısındaki dolabın arkasındaki gizli çıkıştan kaçacağız, eğer başta onlar bizle birlikte odaya girmeye çalışırlarsa koşarak o dolaba ulaşıp kaçmaya çalışırız bomba patlamadan, sormak istediğin bir şey var mı? “ Kız, söylediklerim karşısında nefessiz kalmıştı adeta, belki öldürmek işinde benim yarım kadar şey biliyor olabilirdi, ancak plan kurma işinde pek de eğitilmemiş olduğu bu etkilenmesinden belliydi. “ Tamam haydi “ diyebildi. Kat çıkışına geldiğimizde, asansörlerin bizim katımıza ulaşmasına 11 kat kaldığını gördüm, merdivenlerden hızlıca aşşağıya yöneldik. 3 kat aşşağıya geldiğimizde, kat girişindeki danışma masasının alt çekmecisine yerleştirdiğim üniformayı üzerime hızlıca geçirdim. “ Yahu, senin adını öğrenemedim? “ dedim pantolon kemeriyle uğraşırken. “ Şule, Jale, Selma, Berna ne farkeder, nasıl olsa gerçek isimlerimizi kullanmıyoruz “ dedi. “ Şule mi, ha o en son çaktığımın adıydı “ dedim, Şule’nin sıcak olduğu kadar büyük olan göğüslerini hatırlayıp. Benden uzaklaşmasın, bir yere gitmesin diye dolaba kapatmıştım, ancak sonra böyle bi güzelliğe yaptığım bu sapıkça hareketi, ona aldığım çiçeklerle telafi etmiştim, ama mezarına. Onu dolaba kapattıktan sonra, ailemin evime gelip 3 gün boyunca evde kalması, onun açlık, susuzluk, nefessizlikle boğuşmasına sebep olmuş, temiz havası bitince de ölmesini getirmişti.
Merdivenlerde karşılaştığımız korumalara yalanımızı yutturmuş, en alt kattaki sorgu odasına çekilmiştik. Attığım feryatlara, bağırmalara, tehditlere, odanın içindeki masa, koltuk, sandalye ve dolaplara vurarak yaptığım efektler dahil oluyor, dışarıdakilere mutluluk şöleni veriyor, “ Polisin içinde de bizim adamlarımız var, güçlüyüz biz “ düşüncesi aşılıyordu. Geçit olan dolabı buldum, kapısını açtım, çıkış yolu artık gözüküyordu. İçeriye adımımı attığımda, Berna’nın arkamdan, bu sefer kafama dayadığı silahını hissettim. “ Beni buradan çıkardığın için teşekkür ederim Amo, yoksa gerçek adın olan Ahmet’i mi kullanmalıydım, silahı sana ilk verdiğim de bana geri vermemeliydin, o kadar da zeki değilmişsin ha mal “ dedi iyice çirkinleşerek. Tetiğe bastığında, silahın boş olduğunu gösteren klik sesiyle irkildi. “ Mal mı, dirty talk yaparken daha güzel kelimeler bulursun dimi bana “ dedim, arkama döndüğüm de, buz kesmiş suratını gördüm, “ Silahını bana hiç vermemeliydin, şimdi, senin gibi güzel bir kızın ölmesi çok yazık olacak, ama belli de olmaz, belki öldürmem “ diyip, kelepçeleri, bu sefer ellerini sırtında birleştirip tam kapattım . Geçitten, onu biraz da sürükleyerek kolundan tutup çıkarttım. Onu çıkartmak zor olmadı, korkudan şoka girmiş ve titriyordu. Çıktığımızda, onu, parka bıraktığım arabamın bagajına attığım gibi evin yolunu tuttum.