Salsa

Soluk bir florasan ışığıyla kaplı odasından sıradaki hastasının adımları duyuldu. Kafasını, önündeki kayıt defterinden kaldırıp, kapıya bakmaya koyuldu.Birkaç saniye bekledi.Ardından kapı açıldı ve Şevki Bey içeriye girdi.Samimi bir gülümsemeyle hastasını selamladı, halini hatrını sordu. Şevki Bey düzleştiği pek nadir görülen çatık kaşlarını oynatmadan sohbetin kendi üzerine düşen kısmına biraz isteksizce olsa da hayat verdi.

Şevki Bey, sıradan bir sinir hastasıydı. Çabuk öfkelenen, öfkenin etkisiyle kontrolünü yitiren onlarca hastadan sadece birisi.. Şevki’yi diğerlerinden ayıran küçük bir yanı vardı.Kullandığı ilaçların dozu normalin üç katı olduğundan dolayı erkekliğini yaşayamıyordu.Hastanın yılda bir gün sevişme hakkı vardı.İlaçlar kesiliyor, bir takım güçlendiriciler veriliyor ve o ulvi anın yaşanabilmesi için karısının yanına gönderiliyordu.Ertesinde ise ilaçlarına yeniden başlamak için doktorun yanına gelmesi gerekliydi.Bugün, o ertesi gün idi.

-Şevki Bey nasıl hissediyorsunuz?

-Hekim bey bana bir an önce ilaçlarımı geri verin.Yolda az kalsın arabadan inip taksiciyi pataklayacaktım.Böyle yaşanmaz Hekim oğlan.

-Geceniz nasıldı, keyfini çıkarabildiniz mi?

-Sizin bana verdiğiniz ilaçlardan hal mal kalmamış.Kapa konuyu doktor, hatırladıkça daha da deli oluyorum zaten.

Hasta ilaçlarını aldı ve çıktı.


Kumar Masası-VIII

-----Kumar Masası'ndan Bir Hafta Önce-----
"Evet"dedi Rıdvan "bir mazimiz var Numan'la."Bu son söyledikleri ağzından otomatik olarak çıkmıştı,sadece Ozan Bey'in söylediklerine ağzı bir cevap verme gereği duymuştu.Fakat beyni duyduklarını kabullenemiyordu.Sonunda,en sonunda intikamını alma şansına eriştiğine inanamıyordu.Onu bir daha görme umudunu artık kaybetmeye başladığı günlerde ona birden bu şekilde yaklaşabilmesi bir tesadüf olabilir miydi,yoksa kader denilen şey gerçekten var mıydı? Yıllar önce her şeyini alan bu adam,Numan,acaba kendisini hatırlayacak mıydı?Nasıl hatırlamaz ki? Bir ailenin hayatını karartmıştı.Rıdvan pişmanlığın her gece Numan'ı yeyip bitireceğini düşünmüştü uzun bir süre.Küçüktü o zamanlar.Bir ailesi vardı.Aynı zamanda bir evi vardı.Rıdvan küçük bir adamdı.Babasının da öğretmenlik yaptığı okula gidiyordu,matematiği iyi kotarıyordu.Her sabah babasının elinden tutup okula gittiği günlere dönememenin acısı o anları öylesine idealize etmesine neden olmuştu ki,normalde diğer insanların Rıdvan'ın yerinde olabilmek için her şeylerini verecekleri ortamlarda bulunmasına rağmen,o çocukluğunu hayatının en mükemmel anları olarak addetmişti.Çünkü Rıdvan bu yerlere aynı zamanda kimsenin yerinde olmasını istemeyeceği durumlardan geçerek geldiğini biliyordu.Rıdvan'a ait her şey başkasının kendisine ve onun başkalarına çektirdiği acıların silik sonuçlarından ibaretti sadece.Babası o gün kumara başlamasaydı belki de bu kadar insan acı çekmek zorunda kalmayacaktı.Yine de Rıdvan bütün bu acıların sorumlusu olarak babasını değil,diğer başka her şeyi suçluyordu.Devletin verdiği yetersiz öğretmen maaşı,kötü huylu arkadaşlar,polisin yasadışı kumarhaneleri tam olarak kontrol edememesi,kumarın kötü bir şey olduğunu anlatan eserlerin ülkede yaygınlaşamaması,Hollywood'un kumarı özendirici biçimde insanların gözüne sokması,annesinin dırdırı,kendisinin çikolatayı bu kadar seviyor oluşu vs.Babası bütün bu etkilere dayanamamıştı ve bu batağa göz göre göre sürüklenmişti.Rıdvan babasının kumara başladığını öğrendiğinde annesi ve kız kardeşleri gibi ağlamamış,babasına yardım etmesi gerektiğini düşünmüştü.Evin giderlerini kısmak için kahvaltıyı bir kaç dilimle ekmekle geçiştiriyor,öğle yemeğini harçlıklarını biriktirmek için atlıyor,akşam yemeğinde ise sofranın en az tüketeni oluyordu.Annesi ve ablaları salonda ailelerinin durumuna yorulmadan üzülmekle meşgulken,o yattıkları odada ışıklar kapalı biçimde pencerenin kenarında oturuyor,sokak lambasından faydalanarak kitap okuyor ya da çoğu zaman yaptığı gibi düşünüyor.Günler bu şekilde akıp geçerken annesi gece geç saatlerde gelen babasının gövdesine güçten düşmüş yumruklarını indirerek artık satacak bir şeylerinin kalmadığını anlatmaya çalışıyor,oğullarının onun yüzünden hayata küstüğünü bir gıdım yemek yemediğini söylüyordu.Rıdvan'ın çocukluğunun sona erdiği geceden bir gece önce oğlunun haline üzülen babası karanlık odanın kapısından içeri girmiş oğlunun yanına oturmuştu.Kafasını babasının kucağına koyan Rıdvan babasının kendisine verdiği yalan sözleri dinlemişti.Söylediği her şeyin yalan olduğunu biliyordu ama babasının yatıştırıcı sesini duymayı ve sigarayla karışık sevgi kokan ellerini saçlarında gezdirmesini çok sevdiği için bu sahneyi bozmaya cesaret edememişti.Küçük Rıdvan planını çoktan yapmıştı,o gece kafası tamamen bu planla ilgili düşüncelerle doluydu.Babasının onun yanına gelişi,saçlarını okşaması onu cesaretlendirmişti.Sonraki gün okul bittikten sonra tuvalette önlüğünü çıkardı çantasına koyduğu kıyafetlerini giydi ve babasını bulmaya gitti.Babası hala kendi sınıfında oturmakta,yoklama defterine bir şeyler yazmaktaydı.İşini bitirdikten sonra dışarı çıktı.Rıdvan onu takip etmeye başladı.Rıdvan'ın babası önce mahallelerinin meydanında arkadaşlarıyla buluştu.Hepsi aşağı yukarı onun gibi adamlardı.Sıkıntılı küskün,hayatlarındaki her yeniliğe karşı ürkek.Rıdvan onların yenilgiyi baştan kabullenmiş bir halleri olduğu kanısına vardı.Adamlar önce bir lokantaya girip bir şeyler yediler,daha sonra da her gece gittikleri batakhanenin yolunu tuttular.Batakhanenin önü kalabalıktı,Rıdvan'ın anladığına göre babası ve arkadaşları da bu durumu anormal karşılamışlardı.Kapı önünde huzursuzca birbirlerine bakmışlar ve binaya girerken tereddüt yaşamışlardı.Demek ki olağan dışı bir şeyler dönmekteydi içeride.Rıdvan bunu planının uygulanması için bir avantaja çevirmeyi düşünmüştü.Sabırlıydı,uygun an için bir saat kadar bekledi.Bir adam yaka paça dışarı çıkarılırken saklandığı yerden fırladı.Kalabalığın arasına karıştı.Dışarı çıkarılan adam yakası açılmadık küfürler ediyor,hem tehditler savuruyor,hem de yalvarıyordu.Rıdvan kargaşanın arasında içeri girmeye çalışırken dışarı çıkarılan adamın babasının arkadaşlarından biri olduğunu göz ucuyla gördü."Yetiştim" dedi kendi kendine,"Yetiştim,onun yerine ben geldim.Artık iki kişiyiz.Beraber çıkacağız buradan,başımız dik.Ailemizi kurtaracağım baba.Seni kurtaracağım."Rıdvan dışarıyla aynı derecede kalabalık olan koridoru da aştıktan sonra dumanaltı ve neredeyse tamamen karanlık olan salona girdi.Salonda herhangi bir kıraathaneden alındığı belli olan masa ve sandalyeler vardı,masaların üstünden yeşil bez örtüler,etrafında kamburlaşmış adamlar vardı.Adamlar bu şekilde çevreledikleri kumar masalarına tapıyorlar gibi görünüyordu.Rıdvan kendisinin oturabileceği bir masa aramaya başladı.Gözleri salonu baştan sona tararken,uzak köşede ayakta el pençe divan duran üç adamda birden sabitlendi.Rıdvan o masaya doğru yürümeye başladı.Babasının ve arkadaşlarının başında durduğu masada iki adam oturuyordu,biri bordo renk bir gömlek giymişti,diğeri gözlüklü ve takım elbiseliydi.Bordo gömlekli adam çok sinirliydi,babasını ve adamlarını çok sert bir şekilde azarlıyordu."Lan madem borcunuzu ödeyemiyorsunuz,ne işiniz var daha bu amına kodumun yerinde?Ne yapayım ben şimdi sizi?Donunuza kadar soyup göndersem borcunuzun yüzde birini karşılamaz lan!Hala kağıt oynamaya geliyorsunuz bir de!Siktirin gidin borcunuzu ödemeden sakın buraya adım atmaya kalkmayın!Hadi siktir olun şimdi!" Rıdvan'ın babası "Ama abi.."diye gevelemeye başladı.Rıdvan tam o sırada babasının yalvarmaya başlayacağını anladı,buna müsaade edemezdi."Baba!" dedi.Sesini olanca gücüyle çıkarmaya çalıştı ama ağzından sadece bir inilti yükselmişti.Ama yine de bütün gözleri üzerine çekmeyi başarmıştı.Babası korku dolu bakışlarla ona döndü,çenesi titriyordu."Rıdvan,ne işin var senin burada?Çabuk git!"dedi.Bordo gömlekli adam ayağa kalktı ve Rıdvan'a doğru yürümeye başladı."Bak çoluğun çocuğun ne halde senin yüzünden?"dedi alay edercesine Rıdvan'ı kolundan tuttu.Rıdvan kolunu adamdan kurtardı."Ben buraya babamın borcunu ödemeye geldim,onun için yalvarmaya değil!"dedi.Sözlerinin etkisini artırmak için elini cebine attı ve biriktirdiği harçlıkları avucuna alarak adamın yüzüne doğru salladı.Ancak adamın şaşırması sadece bir iki saniye sürdü ve ondan sonra şeytanca bir ifadeye büründü.Rıdvan'ın elindeki paraları aldı,saymaya başladı."İyi ama" dedi Rıdvan'a doğru "bu para yetmez.Benim aklımda bir fikir var.Babanın borcunun karşılığı olarak seni buraya alabiliriz.Ne dersin?".Rıdvan kolunu yeniden ama bu kez daha sıkı bir biçimde kavramaya başlayan adamın gözlerine baktı.Yarı kapalı ve kızarmış gözler onun sarhoş olduğunu gayet açık şekilde gösteriyordu ve Rıdvan okuduğu kitaplardan biliyordu ki sarhoş adamlar tehlikelilerdi.Babası oldukça korkmuş,babasının arkadaşları ise şaşkın ama kendi başlarına bir şey gelmemesinden dolayı hain bir şekilde rahatlardı.Masada oturan diğer adam bordo gömleklinin bu sözlerinden sonra "Belki biraz daha sakin olmalısınız Numan Bey"diye uyardı onu.Numan ona "Nesine sakin olacağım?İşlem gayet basit parayı getir,çocuğunu al.Hadi çıkartın şunları arka kapıdan ön taraf yeterince yoğun zaten."dedi. Babası ve arkadaşları Numan'ın adamları tarafından tutuldular ve dışarı yöneldiler.Tam arka kapı açılmışken Rıdvan'ın babası "Oğlum olmaz,oğlumu bırakamam."demeye başladı ve adamlardan sıyrılarak Numan'a doğru atıldı.Yere devrildiler,bir süre boğuştular.Numan daha sonra Rıdvan'ın babasını üstünden attı ve ayağa kalkarak masadaki silaha davrandı."Sen kimsin lan bana dokunacak?Kimse dokunamaz bana,KİMSE!!"dedi ve elindeki silahı ateşledi.Rıdvan'ın bacakları silahın sesiyle otomatik olarak çalışmaya başlayan bir makina gibi harekete geçtiler ve çocuk,gözlüklü adamın bakışları üstündeyken aralık kapıdan dışarı çıkarak karanlığa doğru kayboldu.
Rıdvan bu anıları tekrar kafasında sakladığı yere gömdü.Bakışlarını kaldırdığında Ozan Bey ona bakıyordu.Rıdvan "Onu öldürmeyeceğim"dedi."Ama bütün malvarlığını ondan almanızı istiyorum.Hiçbir şeyi kalmamalı.Eğer bana bunu garanti ederseniz sizle çalışmayı kabul ederim." Ozan Bey"Merak etmeyin Rıdvan Bey,o iş üstünde de çalışıyoruz."dedi

-----Bu Gece-----
Silah seslerinin duyulmaya başlamasıyla salondakiler ayaklandılar.Ben"Buradan çıkmalıyız."dedim.Uğur Bey başını sallayarak onayladı.Rıdvan,Ozan, ve Oğuzhan ise bana öylece bakıyorlardı.Ozan "Baran Bey'e haber vermeliyiz."dedi.Ben "O da silah seslerini duymuştur.Ben yukarı çıkıp onu alırım.Acil durum helikopterini çağırmalısınız Ozan Bey."dedim. Salon kapısına yöneldik.Kapıdan çıkmadan önce herkese silahlarını teslim ettim.Kapının koluna yöneldiğimde tek duyabildiğim kendi kalbimin çarpıntısıydı.
Sahilde silah sesi duyduğunda çalılıkların arkasındaki adam kar maskesini yüzüne indirdi.Heyecandan sırtından aşağı akan soğuk terler kamuflaj elbisesinin içinde onu oldukça rahatsız ediyordu.Susturuculu tabancasını çalılıkların arasından uzatırken hala elinin titremesini engellemeye çalışıyordu.Nefesini tuttu kapının önündeki iki korumaya sessizce ölüm saçtı.Adamların yere düştüğünü duyduktan sonra yerinden çıktı ve otelin kapısına yürüdü.Aniden kapının camlarından biri suratında patladı.Adam hemen arkasındaki arabanın dibine atladı.Dikkatsiz davranmıştı ve şimdi bu adamlarla uğraşmak zorundaydı.İki kişiydiler ve onlar da başka bir arabanın ardına gizlemişlerdi.Onları gafil avlamak için arabanın altına baktığında onların da aynı şeyi düşünmüş olduğunu gördü.İki namludan biri kolunu vurmayı başardı.Bir an için dirseklerinin üzerine düştüyse de acısını intikam tutkusuna gömmeyi başardı.Arabanın tekerini kendine siper etti.Kar maskesini kafasına çekti.Kendi kendine "Dayan oğlum Alp!"dedi.Biraz bekledi ve tekrar ayağa kalktı.Göz açıp kapayıncaya kadar adamlardan birini kaputun üstüne yığdı,diğerini de arabanın kelebek camından avladı.Kolunu tutarak otelden içeri girdi.
Kapıdan çıktığımda koridorda olması gereken adamların orada olmadığını gördüm.Bu ilk şok yetmediği gibi duvarın köşesinde patlayan kurşun ikinci şok oldu.Sağımızda kar maskeli ve kamuflajlı bir adam üzerimize doğru saydırıyordu."Kaç!"diye bağırdı Uğur Bey yanımdan,ileri attım kendimi,Uğur ise sola doğru kaçmaya başladı.Arkamızdan kapı kapandı.Ozan,Rıdvan ve Oğuzhan içeride mahsur kalmışlardı.Uğur dar koridorların duvarlarından destek alarak kaçmaya devam ediyordu,çünkü adam onun peşine takılmıştı.Uğur adamın ısrarla kendisini takip etmesine bir anlam veremiyordu fakat koşmaya etti.Merdivenleri görünce o tarafa döndü ve yukarı çıkmaya başladı.Bir süre sonra durdu,aşağıya doğru ateş etti.Adam da ona ateş ediyordu.Uğur "Ne istiyorsun lan benden?Ne?"diye bağırdı.Sonra yukarı doğru kaçmaya devam etti.Arada bir geri dönüp ateş ediyor sonra sınırsız merdivenleri çıkmaya devam ediyordu.Uğur farkındaydı ki karşısındaki adam kurşunları daha ekonomik kullanıyordu.Silahı bittikten sonra ise olabildiğince hızıyla tırmanmaya devam etti.Uğur çatının kapısına vardığında adamla arasında sadece 12 basamak kalmıştı.Uğur sert bir omuz darbesiyle kapıyı açtı ve açık havaya kavuştu.Ellerini dizlerine kavuşturarak nefes nefese "Kimsin sen?"diye sordu.Alp kar maskesini tekrar yüzünün üstüne çekti.Suratı bu koşuşturmacada al al olmuştu,apış arası da hatırı sayılır derecede terlemişti."Hatırladın mı lan beni,göt!" dedi Alp nefes nefese bir karşılık.Uğur doğruldu "Sen ölmemiş miydin?Ama nasıl olur?Öldün sen!"dedi."Evet öldüm."diye cevap verdi Alp ona."Sen yıllar önce asfalt üstünde suratımı parçalarken öldüm ben.Birazdan sen de öleceksin ve ona kavuşacaksın"dedi.Uğur "Senin yüzünden öldü lan o!"dedi tükürürcesine "Oysa ne çok sevmiştim ben onu.Ama sen ne yaptın,harcadın onu hiçbir şeymiş gibi,herhangi bir kızmış gibi.Kullandın attın,uyuşturucuya alıştırdın." Alp"Ben de sevdim lan onu,ilk aşkımdı o benim.Onunla beraber tatile çıkacaktık,güneşin batışını seyredecektik,kayalıklarda oturup öpüşecektik."dedi. "Ne diyorsun lan sen?"dedi Uğur adımları yavaş yavaş gerilemeye başlamıştı,Alp ise onun üzerine doğru geliyordu."Ben onun gözlerindeki ışığın sönüşünü gördüm,bir kıta kurak kaldı o an,bir güneş söndü,bir okyanus kurudu.Sen hala onu sevdiğini nasıl söyleyebiliyorsun bana?"dedi Uğur.Alp onu yakasından tuttu."Ben o kıtanın yemyeşil oluşunu,o güneşin volkanlarla kaynayışına,o okyanusun kuduruşuna tanık oldum.Onun dünyasını sen yok ettin."dedi bir sağ kroşe eşliğinde.Sonra bir sol ve suratına doğru bir sağ direk.Uğur kendini binanın kenarında buldu.Alp Uğur'un üstüne çöktü "O senin yüzünden öldü."dedi"O senden kurtulamayışının acısını ikimizden de çıkardı ve bizi terk etti.Sen sadece asla dizginleyemeceğin özgür bir şeye sahip olmak istedin.Ben ise onu gerçekten sevdim.O da beni sevdi" "Hayır"diye yanıtladı Uğur "Hayır o seni değil beni seviyordu."Alp birazdan aşağı atacağı adamın gözlerinde ölüm korkusunu değil hala bir aşkın acısını gördüğünde acıma duygusu hissetti.Her ne kadar kız Uğur'u sevmemişse de,Alp o an Uğur'un o kızı hala sevdiğini anladı."Onu sadece bir süreliğine sana emanet ediyorum."dedi ve Uğur'u 30 katlık son yolculuğuna yolladı.

Bu çocuk yerinde duramıyo...


Brüksel'de Türk mahallesinde nasyonal eylemlere katılmış haberimiz yok.Bu çocuğu durdurabilene aşkolsun...

Kumar Masası-VII

-----Kumar Masası'ndan bir hafta önce-----
"Oğuzhan"diye dişlerini gıcırdattı Kadir Bey.Ona olan nefreti bütün yüzünden okunabiliyordu.O an Rıdvan bütün bu suç imparatorluğunu tek elde toplama amacının bir yalandan ibaret olduğunu anladı,bütün amaç Oğuzhan'ı ortadan kaldırmaktı."Ama neden?" diye düşündü Rıdvan,hangi sebep bir insanın bir insandan böyle nefret etmesini sağlayabilirdi ki? Ozan Bey Kadir'in bir anlık öfke patlayışını sakince izledikten sonra yeniden Rıdvan'a dönerek:"Oğuzhan denen bu adam büyük patronlardan bir tanesi Rıdvan Bey,siz onu o gece onu öldüreceksiniz,ama daha önce onunla anlaşacaksınız." "Ne demek istediğinizi tam anlayabilmiş değilim,bana tam olarak planınızın ne olduğunu anlatır mısınız?"diye cevap verdi Rıdvan.Ozan derin bir nefes aldı,koltuğundan ileri doğru kaykılarak masaya yaslandı,planını anlatmaya başladı."Oğuzhan Bey Baran Bey ile beraber en güçlü iki babadan birisidir.Baran Bey'den farklı olarak ise tek ve en güçlü olma hırsına sahiptir.Biz onun bu hırsından yararlanacağız.Siz sıradan bir kumarbaz olarak onun yanına gideceksiniz.Onun adını yeraltı dünyasından duyduğunuzu ve ona her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir plandan bahsedeceksiniz.Bir intikam planı." "Peki neden Oğuzhan?Neden başka bir babayı seçmediniz ve neden bu işi direk kendiniz halletmiyorsunuz da başka bir babanın varlığına ihtiyaç duyuyorsunuz?" Rıdvan bu soruları soruyordu,çünkü nedenini anlaması lazımdı,bu adamlar kendisini bu plana dahil etmişlerdi ama kendisi de aynen Oğuzhan gibi planın çalışması için feda edilebilirdi,vazgeçilmez olduğuna inanmak zorundaydı. "Öncelikle..."diye başladı Ozan "Benim silahlı bir gücüm yok,ben bu adamların arabulucusuyum,eğer bir sorunu halletmem gerekiyorsa bana başkaları adam sağlar ki bu genellikle Baran Bey olur.Baran Bey sistem kendi lehine işlediği için asla böyle bir plana taraf olmak istemeyecektir,Uğur Bey iyi bir işadamı ama o da böyle bir komploya dahil olmak için yeterli cesarete sahip değil.Halil Bey ise genç ve hırslı,eğer bu plan diğer etkenlerden bağımsız olarak bir yıl sonra gerçekleştirilmek istenseydi,şüphesiz adamımız o olurdu.Oğuzhan Bey'in seçilmesinde başka nedenler de var.İlki haftaya oynanacak oyunun koruma işlevi için oyun sahibi tarafından Oğuzhan Bey'den yardım istenmesi.Yani koruma yapacak adamların neredeyse yarısı Oğuzhan Bey tarafından sağlanacak.Ama asıl neden ise Oğuzhan'ın büyüme ve siyasi alanda da güçlenme hırsı uğruna Kadir Bey'in kuyruğuna basmış olmasıdır." Kadir Bey "Tam her istediğimi başarmışken,tam da çok mutluyken bağladı beni kendine,birden bütün dünyam yıkıldı.Bana öncelikle yardım ediyordu,onunla çok güzel işler yapmıştı ama ben tam İstanbul'a atandıktan sonra bütün dünyamı o gün ofise gelerek yerle bir etti.Şimdi aynısını o da çekecek,tam her şeyi ele geçirdim derken hiçbir şey elinde kalmayacak.İki kuruşluk canı bile."dedi.Rıdvan onun küçük gözlerinin gözlük camları arkasında öfkeyle kırmızılaştığını gördü."Merakımı affedin,bu Oğuzhan size tam olarak ne yaptı?"dedi.Kadir Bey'in çenesi histerik bir şekilde titremeye başlamışken Ozan Bey hemen atıldı "Sadece Kadir Bey'in eski zamanda görev başındayken yapmaması gereken bir şeyler yaptığının görüntüleri Oğuzhan Bey'de mevcut.Sizin bu kadar bilmeniz yeterli Rıdvan Bey.Kadir Bey bu konuda yardım istemek için bana geldi,oturduk ve bir karara vardık.Fazla yöneticinin varlığı fazla problemlere neden oluyor ve biz bu durumda artık tek adamın varlığının yeterli olacağına inandık." Rıdvan "Ve o adam siz mi oluyorsunuz?" Ozan Bey ağzı kulaklarına varana kadar sırıttı,bu haliyle yemin ederim Tintin'e benziyordu."Evet."dedi. "Siz yarın Oğuzhan Bey'in yanına gideceksiniz..."dedi ayağa kalkarak "Ona bir intikam planınız olduğunu söyleyeceksiniz..."Çekmecesini açtı ve oldukça dolu 3 klasör çıkardı."Bunlar Baran,Halil ve Uğur'un geçmişte canlarını yaktıkları adamlar.Bunları okuyun öğrenin,onları çok uzun süredir izliyordum bir gün lazım olur diye,bugün oldu.Seçtiğimiz adamlar klasörlerin sahiplerini öldürmek için hiçbir karşılık beklemeden canını ortaya koyacak adamlar,ama çabuk ortadan kayboluyorlar,Oğuzhan Bey bu konuda da size yardımcı olacaktır.Aşağıda size bir ofis ayarladık,yarına kadar zamanınız var,oldukça çalışkan bir adam olduğunuzu biliyorum." Kadir Bey de ayağa kalktı "Onları ben de kendi imkanlarımca aratıyorum,seçilen adamları bulmak için bana gelen her bilgiyi size derhal aktaracağımdan emin olabilirsiniz."dedi babacan bir tavırla."Peki neden b..?"derken Ozan tekrar Rıdvan'ın lafını kesti,Rıdvan neden seçilenin kendisini olduğunu yine soramamıştı."Aslında halletmemiz gereken bir adam daha var,ama onun adamını çoktan bulduk bile.Sizsiniz o adam Rıdvan Bey."dedi Ozan."Nasıl yani?"dedi Rıdvan,kalbi hızla atmaya başlamıştı,pokerface'ini kaybediyor,yanakları kızarıyordu.İlk defa bu kadar bilinmezin içinde bulunması onun savunmasını da çatlatmıştı sonunda. "Oyunu düzenleyen adam,o da babalardan biri.Aslında bir kumarbaz olarak sizden ilk olarak oyunu kimin düzenlediğini sormanızı beklerdim." Rıdvan"Soracaktım,sadece o kadar çok soru vardı ki.." "Sizi biraz yorduk herhalde,belki de işe başlamadan önce biraz dinlenseniz iyi olacak.Her neyse bu söyleyeceğim en sona kaldı,sizin için bir sürpriz mahiyetinde olacak.Sizi seçmemin asıl nedeni sizin de aynı seçeceğiniz adamlar gibi bu işi yapmak için gerçekte hiçbir karşılık beklemeyecek olmanız.Haftaya oyunu düzenleyecek adam sizin kumara başlamanıza neden olan adamdır."dedi. Kadir Bey şaşkınlıkla Ozan'a dönerek "Numan'ı da mı o halledecek?"diye sordu Rıdvan sanki orada değilmiş gibi.Ozan Bey Kadir Bey'in tavrına ortak olarak "İsterse bunu toplayacağı adamlara da yaptırabilir,ama bence öldürmeyi sevmese de kendi yapmak isteyecektir,sonuçta onların da bir mazisi var."dedi

-----Bu Gece-----
Halil Bey otelden aşağı inerken asansörün gelmesini beklemek istememiş adamlarla beraber merdivenden inmeye başlamıştı.Bu sırada aklını bir çok soru kurcalıyordu.Kim?Niye?Nasıl?Hangi cesaretle?Öleceğini bilmiyor mu? Kafasındaki o ihtimal ise bütün bu soruları çevresine topluyor,tek bir cevap olarak onları yutuyordu.Halil ise bu ihtimali aklından çıkarmaya çalışıyor,bunun sadece demin konuştuklarının bir etkisi olduğuna kendisini inandırmak istiyordu.Resepsiyona indiklerinde,Halil korumalardan birinin tabancasını aldı,etrafı etten bir duvarla örülü halde dışarı çıktı.Otelin önünde fıskiyeler bütün bu felaketten habersiz son derece neşeli gösterilerini sunuyordu.Otelin arazisi içinde her şeyin kontrol altında olduğu belliydi.Halil teknesinin başına gelenleri daha yakından görmek için sabırsızlanıyor,ama cansağılının tehlikede olması onu çabuk davranmaktan alıkoyuyordu.En sonunda otel arazisini terkedip sahille aralarındaki yolu da temkinli bir şekilde geçtikten sonra Halil adamların arasından sıyrıldı ve artık kül olmaya geçmiş yatına bakmaya başladı.Yatın üst neredeyse tamamen kül olmuş,tekne kıç kısmından batmaya başlamıştı bile.Alevlerin benzin deposuna ulaştığı anda ise zaten şehrin iki yakası da bu durumdan haberdar olacaktı.Halil denizin kenarında dizlerinin üzerine çöktü.Nasıl olabilmişti böyle bir şey?Diğerleri neredeydi?Niye yanına gelmiyorlardı?Ozan Bey neden onu suçluların cezalandırılacağı yönünde telkin etmiyordu?Onu bu noktalara getiren Baran abisi neden kardeşine bu yapılandan sonra öfkeden kudurmamıştı? "Korkaklar"dedi Halil kendi kendine.Dışarı çıkmaya korkuyorlardı.Sözde nasıl da cesurlardı ama bir Boğaz'da bir gösteri onları deliklerine kapatmaya yetmişti.Çok sinirlenmişti.Ayağa kalktı ve otele dönerek "NİYE GELMİYORSUNUZ AMINA KODUKLARIM?NİYE?"diye bağırdı.Tam o anda yanındaki adamlardan biri silah sesiyle yere yığıldı.Halil kafasını sol tarafa çevirdi ve üzerine yürüyen 40-50 civarındaki elleri silahlı küçük çocukları gördü.En önlerinde kamuflaj pantalonu ve kafasının üzerinde toplanmış kar maskesiyle operasyon tribine fazlaca giren Orkun'u gördü.Orkun "Çünkü bu sayede hayatta kalabiliyorlar,hoş bu gece onlar için de bir istisna olacak."dedi Halil ve korumalar sonlarının geldiğini anladılar,tüm sahil boyunca arkasına saklanacakları tek bir şey yoktu.Orkun lafını bitirir bitirmez Halil kendini korumaların önüne attı ama adamlar patır patır yere yığılmaya başlamışlardı bile.Bir saniye bile kaybetmeyi göze alamayan Halil Bey tüm gücüyle koşmaya başladı.Vücudu daha önce böyle bir korku duymamanın da etkisiyle inanılmaz bir adrenalin pompalıyor,Halil bacak kaslarının yanmasını göze alarak hız kesmeden koşmaya devam ediyordu.Hiçbir şey,hatta az önce duyduğu patlama bile onu durduramazdı.Tarabya'dan Sarıyer'e koşarken çektiği acıyı hissetmeyen Halil,ciğerlerinin alarm durumuna geçmesiyle beraber karanlık sokaklardan birine daldı ve bir çöp kutusunun arkasına saklandı.O kadar derin nefes alıyordu ki midesi bulanıyordu,saklandığı yerden gelen pis kokuyla beraber bu bulantı ikiye katlanıyordu.Halil çöp kutusunun ardına geçer geçmez sokak başında yine bir çok küçük ayak sesi koşularına son verdiler.Anlaşılan korumalar pek fazla dayanamamıştı.Artık kendisini kurtaracak tek şey avucundaki terden doğru düzgün bile tutamadığı tabancasıydı.Çöp kutusunun altından çocukların uzayan gölgelerini görebiliyordu.Orkun'un geldiğini çocukların sesindeki heyecandan anlayan Halil:"Bırak beni Orkun!Ne olur bırak!Beni öldürünce eline ne geçecek?Bırak bu saçma intikam hevesini!Seni mahveden hep bu oldu,kaç kere söyledim sana,senin öfken yüzünden biz bu hale geldik!Kardeşliğimizi bozan sen oldun!Beni bırak yeniden kardeş olalım!"diye bağırdı. "Orada ellerim kollarım bağlıyken bile beni öldüremedin.Kafama sıkma dedim ve sen yaptın,ilk defa orada bana borcunu ödedin.Aynı anda da ben sana borçlandım,bugün o borcu ödeyeceğim."dedi. Halil nasıl olduğunu anlayamıyordu.Onu vurduktan sonra öldürememişse bile elleri kolları bağlı bir şekilde kan kaybından orada ölmeliydi.Başka bir şeyler dönmüştü ve o buna akıl erdiremiyordu.Bu yüzden birazdan burada can verecekti.Çıldıracak gibi oldu ve çöp kutusundan yukarı doğru uzanarak silahını dışarı doğru boşalttı.Oysa biraz önce çöpün altından uzanan gölgelerden o anda eser yoktu.Halil bunun farkında olmadan ateş etmeye devam etti ve 17 kurşun sandığından önce tükendi.Kurşunun bitmesiyle yeniden çöpün dibine çöktü.Gözleri yaşlarla dolmuştu,gözlerini kapattı ve küçük,pis elleri sırtında hissetmeye başladı.Eller onu tutuyor,diğer eller bıçaklıyordu ve Halil çığlık atıyordu ama öldüğünü bildiği için değil canı yanıyordu,çok yanıyordu.Eller daha sonra onu ters çevirdiler ve Halil onların küçük hain gözlerini,sarı dişlerini gördü.Onlarsa kudurmuş bir halde onu deşmeye devam ediyorlardı.Artık Halil'in engellemek için kaldırdığı kolları da gevşeyip yere düşünce üstü ganimetlerle dolu bir et parçası haline gelmişti.Kandan ve yırtıklardan ziyan olmuş gömleği ve leopar desenli tangası hariç tamamen çıplak kalan Halil,kanı duvar dibinde biriken çöp suyuna karışırken bir sokak kenarında can verdi.

That's Cool

Geçen gün yine yasin dayının mekanına uğradım, çok güzel kadınlar vardı ağzımın suyu aktı onları görünce elimle ileri geri yapmak suretiyle sıvaz yaptım biraz karşılarında, sonra yasin dayı görünce durur mu yapıştırdı bi tane bana " napıyosun olm istiosan odaya göndereyim seni onunla birlikte " bende " dayu böyöksun ırghh geliyorum ırghh gerek kalmadı " dedim ve kaçtım ordan. neyse işte o sırada diger arkadaşlarım düzenli olarak sex hayatlarına devam ediyor, gördükleri kadınlara " bağyan bu akşam ne kadar şıksınız böyle " veya " siz de mi partiden sıkıldınız ehe " diyerek vals yapıyorlar, adeta onları baştan çıkarıyorlar, onlara sahip oluyolardı efendi bir şekilde. bu fark niye vardı bende bilmiyorum zira ne kadar zenginde olsam, aşiretim de olsa ve bu zenginliğimle kerhaneler kuracak gücümde olsa, hahay ne kerhaneleri, kerhane zincirleri, elimle ileri geriyi çok seviyorum, sanırım problem bende. bazı arkadaşlarım da taş gibi karıları olağan bir şekilde gönderiyorlardı etraftakilere veya hediye ediyorlardı gecelik olarak, olmadı kıpırdamadıkları halde üzerine atlayanları sikip kazıyorlardı asansörlerin tenha köşesinde çünkü onlar zaten cooldular, birtek ben kadınlar karşısında ilerigeri hastasıyım, çok fazla yere başvurdum bu hastalık için ancak çaresi yoktu bunun, hatta depresyona girdiğimden sigaraya başlayıp, sonra bu depresyonun hakkını vermek için diyetisyene gittim, ama olmuyordu olmuyordu bir türlü geçmiyordu günler. sonra ne mi oldu http://6.media.collegehumor.cvcdn.com/3/4/collegehumor.f33d2643d0c153e04eedf054c1d865cc.jpg

Kumar Masası-VI

-----Kumar Masası'ndan bir hafta önce-----
Levent'teki plazalardan birinin önünde araba durdu.Rıdvan şoförün "Çanta arabada kalsın,boşuna taşımayın" sözüne önce tamah etmek istemedi,ama sonra bond çantayı "hırsızlar görüp çalmaya kalkmasın" düşüncesiyle önündeki koltuğun altına iteledi ve dışarı çıktı.Plazanın içine girdikten sonra şoför kapıda ondan ayrıldı,yerine kendisini bekleyen çıtı pıtı sekretere bıraktı.Sekreter "Ozan bey sizi ofisinde bekliyor,buyrun gidelim." dedi ve ikisi beraber asansöre bindiler.Asansör aynasından göz ucuyla kendini kesen Rıdvan şaftının biraz kaymış olduğunu gördü.Yoksa bu sekreter kız çoktan stop düğmesine basıp onunla çılgınlar gibi sevişmeye başlamıştı,başına gelmeyen şey değildi.Tam kıza doğru bir hamleye geçmek üzereyken son kata vardılar,Rıdvan'ın muhabbete geçme çabalı çıkardığı ses asansör kapısının sesinde boğuldu.Kız oda kapısına doğru eliyle buyur etti onu,Rıdvan içeri girdi.Odada iki adam vardı.Biri ofis masasının arkasındaki büyük koltuğa diğeri masanın önündeki koltuğa yayılmış,puro içiyorlardı.Düşünceli görünüyorlardı.Ofise giren Rıdvan masanın önüne doğru yürüdü,her ikisi de son ana kadar ayağa kalkmadılar.Rıdvan "Ozan Bey?" diyerek elini masanın sahibine doğru uzattı elini.Ozan "Hoşgeldiniz Rıdvan Bey,buyurun oturun şöyle.Kadir Beyle tanışın lütfen.Kadir Hoşçocuk." "Memnun oldum,Kadir Bey."dedi Rıdvan.Kadir Bey"Ben de memnun oldum Rıdvan Bey.Ozan Bey'in davetini kabul etmeniz ne büyük bir hoşluk." "Daha çok bana vaadettiği parayı ve imkanları duyunca teklifi kabul etmek durumunda kaldım." diye cevap verdi Rıdvan. "Sana verdiğim sözleri eksiksiz yerine getireceğimden emin olabilirsin,tabi sana söyleyeceklerimizi başarabilirsen."dedi. Rıdvan biraz düşündü,6 milyon dolar ve dünyadaki en iyi oyun masalarına oturma hakkı elde etmek için neleri risk etmesi gerekiyordu acaba?Bu fırsatlar şüphesiz buraya gelmeden oynadığı son oyunun yaralarını saracak,ona yeni fırsatlar yaratacaktı.Heyecanını gizlemeyi yüzünden hiç düşürmediği Pokerface ile gizlemeyi başardı."Benden tam olarak ne yapmamı istiyorsunuz?"diye sordu. Ozan "Kadir Bey bunu siz anlatmak ister misiniz?"diyerek Kadir'e döndü. Kadir Bey "Bazı şeyler değişti"dedi."Artık her ayrı iş için ayrı bir patrona ihtiyaç duyulmuyor.İşleri tek elden yürütmek ve zamanla legalize etme devri geldi de geçiyor bile.Bu durumda uygun olan Ozan Bey'in..." "Uzatmayın Kadir Bey,bir sıkıntınız var ve bana geldiniz,sıkıntınızı çözeceğim,Rıdvan Bey de bize yardımcı olacak.Çok ayrıntıya girmenize gerek yok.Rıdvan Bey'e ne yapması gerektiğini anlatın yeter." Kadir Bey boncuk boncuk terlemişti.Birazcık çenesini kaşıdı,sonra devam etti. "Bir Kumar Masası var,her sene düzenleniyor,bu masaya da İstanbul'un en zengin altı suç çetesi lideri katılıyor.Liderlerden biri düzenleyici,diğerleri oyuncu.Senden isteğimiz bu masaya oturman.Eğer masaya oturmayı başarırsan,gece sonunda o masadan bir tek sen ve Ozan Bey sağ kalkacaksınız,sen Ozan Bey'in sana vaadettiklerini,Ozan Bey ise İstanbul yeraltı örgütlerinin mutlak liderliğini almış olacak."dedi.Rıdvan önce kendisinden istenen şeyin ne olduğunu anlayamadı,ama bir komplonun parçası olacağına dair düşünce beyninin ortasına yerleşmişti ve canını sıkmaya başlamıştı bile."Ben nasıl yapacağım onu?Benden o adamları öldürmemi mi istiyorsunuz?Böyle bir şey yapamam ben!" dedi.Hakikaten de yapamazdı,silahlı adamların olduğu ortamlarda oynamıştı,önünde vurulan adamlar da olmuştu ama o hiç eline silah almamıştı.Bu hiç bilmediğin bir oyunda tüm varlığını ortaya koymak gibiydi. "Sakin olun Rıdvan Bey."diye sözünü kesti Ozan."Sizden hepsini öldürmenizi beklemiyoruz.Siz sadece birinden sorumlu olacaksınız." "Kimden?"diye sordu Rıdvan."Diğerlerini öldürmemizi sağlayacak adamdan."diye cevap verdi Ozan.

-----Bu Gece-----
Alevler içindeki teknenin suya yansıması mehtabı etkiliyor,adet canı sıkılan Bob Ross gibi Boğaz'ın oluşturduğu o muhteşem tabloyu bambaşka bir şeye dönüştürüyordu.Halil Bey ellerini ensesine bağlayarak alnını cama dayamış,yıllardır hayal ettiği zenginliğin timsali olan yatının yanışını izliyordu.Ben aniden bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüp salondan dışarı çıktım ve korumalarıma doğru bir bakış fırlattıktan sonra adamlar apar topar aşağı inip ne olduğunu anlamak için sahile doğru gitmeye başladılar.Halil Bey onların gidişlerini izlerken birilerinin hareket etmesi ona etkili olmuş olacak ki,bütün gücüyle böğürmeye başlamıştı."Hepiniz gidin,HEPİNİZ!"dedikten sonra Baran Bey'in korumalarını omuzlarından itti.Adamlar Baran Bey'e doğru baktılar,Baran sıkıntılı bir şekilde aşağı yukarı kafasını salladı.Adamlar ardlarında Halil ile birlikte aşağı doğru inmeye başladı."Biz de mi aşağı inmeliydik acaba?"diyerek diğer oyunculara döndüm.Uğur Bey yeniden koltuğuna çökmüş,Baran Bey de salonun ucundaki yedek krupiyer kızlardan birini kesmeye başlamıştı bile.Oğuzhan Bey "Böyle bir durumda dışarı çıkmamız mantıklı olmaz.Ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz.Belli ki sadece Halil Bey'e karşı bir şey değil bu,hepimizi hedef alan bir eylem.Bugün burada oyun oynadığımızı bilen biri,bizim de burada olduğumuzu bilen ve yine de buna cesaret eden biri yapmış bunu."dedi."Hem benim adamlarım daha katı terk etmediler,senin adamların ve otelin önündekiler Halil Bey'i,bu kattakiler de bizi korumaya yeter."diye devam etti. Baran "Biz de daha ölmedik." dedi bacakları açık,tek elini hassas bölgesinde bir terazi işlevi gördürerek ve gözlerini kızın üstünden ayırmadan.Oğuzhan "Gel Numan Bey,otur şöyle,dinlen biraz.Halil Bey döndüğünde neyin ne olduğunu anlarız."diye beni bir koltuğa oturmaya ikna etti.Uğur Bey bu sırada hala camdan dışarı bakıyor,ama ne Halil Bey'i ne de korumaları göremediğini söylüyor,ani raporlar veriyordu.Baran Bey bir süre sonra daha fazla dayanamadı."Numancığım iznin varsa"diyerek başıyla krupiyer kızı gösterdi.Ben "Tabii Baran Bey"dedim ayağa kalktım ve süitlerin anahtarlarının bulunduğu kısma yürüdüm."Gönül isterdi ki daha normal şartlarda..."diye gevelemeye başlamıştım ki Baran Bey "Önemli değil,benim için her an uygun."dedi.O an Baran'ın gözlerine baktım ve ne demek istediğini anladım.Adamda gerçekten de seksin hiçbir heyecan parıltısı kalmamıştı.Kıza doğru bir işaret yaptım,kız bize doğru yürümeye başladı.Uzun kumral saçları ve 1.90 varan boyuyla adeta bir tanrıçaydı.Baran Bey çıkmadan önce kapının önünden tabancasını da almış,"ne olur,ne olmaz."manalı bir ifadeyle beline koydu,salondan çıktılar.
Akdeniz yaraşıyor bana,
Yıldızlar terler ya ben de terliyorum
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarımda