bir gün akıllının biri demiş ki
ikili siyah tuşlar var ya
-var
işte onların solunda ki do'dur.
-do
aradan yüzyıllar geçer
kimse hatırlamaz bu olayı
herkes sanır ki do hep oradaydı
bir sanı işte
sanki
san
ki
sa
s.a.
~
bütün kızlar, erkeklerin lodoslarına karşı
hem giyinmiş hem soyunmuşlar
hem de kapanmışlar içlerine
badem taneleri gibi
ve lodos vurdukça
o eteklerini kaldıran lodos
doğdukça doğurdukça kendilerini
kocasız bir bebek gibi...
deniz tanrısı gelecek de o güzelim kızları
öpüp okşayacakmış...
başka ve o yaşta
niye beklesinler ki
kayaların başında
o dallı giysileriyle
kimi bekler ki onlar
poseydon'dan başka
bu kayalarda durmuş
bu kızlar ne bekler ki
bir aşk için boğulmaktan başka...
can yücel
hem giyinmiş hem soyunmuşlar
hem de kapanmışlar içlerine
badem taneleri gibi
ve lodos vurdukça
o eteklerini kaldıran lodos
doğdukça doğurdukça kendilerini
kocasız bir bebek gibi...
deniz tanrısı gelecek de o güzelim kızları
öpüp okşayacakmış...
başka ve o yaşta
niye beklesinler ki
kayaların başında
o dallı giysileriyle
kimi bekler ki onlar
poseydon'dan başka
bu kayalarda durmuş
bu kızlar ne bekler ki
bir aşk için boğulmaktan başka...
can yücel
Ne Saçmalıyor Lan Bu?
Nereye kadar duygusal ergen olacaksın? Kızlar gibi erkekleri nasıl peşinden koşturduğunu mu anlatacaksın, yoksa erkekler gibi kızları nasıl kullanıp attığını mı? Her zaman bir üstünlük savaşı içinde mi olacaksın? Sende bıkmadın mı artık bundan? Hiç içinden " yeter ya böyle şeylerle artık uğraşamam " demek gelmedi mi? Erkekleri abaza mallar, kızları kaşar mallar olarak görmen bitmedi mi artık? Bazı blogları okuyorum bazen. İnsanlar neden bu kadar karizma peşinde? Kime prim yapıyorlar? Prim kelimesini söylemek bile içimde sıkıntıya sebep oluyor biliyor musunuz? Artık herkesin derdi bu. Kimi zaman ben bile böyle dertler içine giriyorum, bunları farketmiş olduğum ve artık sıkıldığım halde. Ancak olmuyor be gülüm. İnsanlar, bir daha görmeyeceği insanlara bile iyi bir izlenim bırakma peşindeler. Neden hiç böyle şeyleri takmadıkları olmuyor. Bir daha nasıl olsa göremeyecekler onları. Neden gülünç duruma düşünce, yolda yürürken tanımadığı insanlar içinde rezil olunca, hemen durumu toparlamaya, yolun bozukluğuna sesli laf atarak kurtulmaya yada yanından geçen insan ona değmediği halde, " önüne baksana be kardeşim " diyerek diğer insanlara " ben sakar falan değilim, çok karizmatiğim, ayağım takılmasının sebebi var " diyerek karizmalarını korumaya uğraşıyorlar? Nasıl olsa bir daha karşılaşmayacaksın o insanlarla. Orda durumu toparlasan ne olacak? Toparlamasan ne olucak? Böyle düşünen sadece ben miyim bilmiyorum. Ha diğer bloglar demiştim. Genelde bizim akıllı başarılı zeki arkadaşlarımız kızların bloglarına üye olduğundan, bende onların profilden yada izleyicilerden, bazı insanların bloglarındaki yazıları okuyorum bazen. Kızların anlattıkları şeyler ya duygusal olan ( Bi' arkadaşıma yazıyorum, ancak ona açılamıyorum) şeyler, ya da ( erkekleri siklemiyorum, kendime kul köle ediyorum ) gibisinden şeyler. İlki için söyleceğim şey, git açıl her kime yazıyorsan. Bu şekilde mal mal yazdıklarını okumak istemiyor büyük ihtimalle izleyicilerin. Git açıl ki, daha düzgün şeyler yazabilesin. Böyle dertler aklında olmasın. Bundan prim de yapamıyorsun ha zaten. Bari komik bir anını anlatırsan, şiir yazarsan, iki eleştiri yazısı yazarsan insanlar seni daha çok sikler. ( Bu arada, abazan kelimesi tüm insanoğlu geçerli. Erkeklerde fazla görülmesinin sebebi, kızların dışarı vurmalarına ihtiyaçlarının olmayışı. Erkekler daha az baskıyla büyüdükleri için, onlarda daha çok görüyoruz )İkincisi için söyleceğim şey, inanki seninde o şekilde yazdıkların, kimse de ' vayy kıza bak küfürlü konuşuyor, kimseyi siklemiyor, çok cool ' gibi bir intiba bırakmayacak. Küfürlü konuşmak o kadar güzel birşey değil, kızlara da yakışmıyor zaten. Lütfen, küfürlü yazı yazmayın kızlar. Daha çok itici bulunuyorsunuz. Cool gözükcem diye, daha da batıyorsunuz. Hani bir de Bazı Julietler Romeoları Siklemez gibi birşey gördüm, ona değinmeden de geçemeyeceğim. Ya, Juliet ve Romeo birbirine aşık olmuş iki genç. Deliler gibi sevmişler birbirlerini. Nasıl biri diğerini siklemez ve burdan ' Bazı kızlar, erkekleri siklemez ' gibi bir ifade çıkarttırmaya çalışırsın sen. Sen kimsin? Kendini Juliet olarak mı görüyorsun? Erkekler yüz vermedi de, böyle şeyler yazarak ' kedi ve ciğer ' deki kedi mi oldun zaten siklemiyorum ki, diyerek ? Lütfen, sizleri izleyen izleyicilerinize de daha fazla sahte şeyler yazdırmak zorunda bırakmayın, ikiyüzlülük hiç hazzetmediğim birşey. Bu yazıyı da bu yüzden yazdım. Aslında tüm tepkiyi izleyicilerinize vericektim de, sonra onları savuncak olanlar sizlersiniz. Bari, insanların aslında sizin yazılarınıza nasıl baktığını göstereyim dedim, ki sorunu başından halledelim. Önceden bu yazıları okurken sinirlenip, altına kırıcı şeyler yazarken buluyordum kendimi. O şekilde yorum yapmadan buraya kadar geldim, ancak artık kıl olmaya başladım bu üstünlük savaşından. Belki içimdeki isyancı ve üstün olmaya çalışan genç bunları söylüyor, ancak yalanda söylemiyor diye düşünüyorum. Sonuçta yazarlar, kalemlerini kendi fikirlerinin ne kadar taşaklı olduğunu, kendi baktıkları açıların diğer insanların basit açılarından ne denli üstün olduğunu göstermek için kullanırlar. Birbirimizi yemeyelim artık. Neyse zaten çok uzun bir yazı oldu. Bu arada ben eleştiri çekemeyen bir insanım. Bu kadar uzun bir eleştiri yazısından sonra böyle bir cümle koyarak sizin eleştirilerinize karşı önlem almaya çalışıyormuş gibi görünmek istemem. Çünkü gerçekten eleştiri çekemem. Beni tanıyanlar bilir. ( Bu lafa da hastayım, ilerde uzun uzun sırf bu lafla ilgili şeyler de yazacağım ). Yani benim yazdığım hikayelere falan eleştiri alırsam daha da derin doğrulara iner, iyice pislikleşir, daha da kırıcı olurum ( Doğru söyleyeni dokuz köyde de sikerler, hesabı ) Beni siklemeyip, ' bırak konuşsun mal mal ' diyebilirsiniz. Ki diyeceksiniz de. ( Kötü gerçekler herkezde rahatsızlık uyandırır ) Ben sadece size tavsiye verdim. Tabi ki bir yazar olarak değil, bir okuyucu olarak konuştum. Yazar olmak da o kadar kolay değil bence. Öyle iki tane komik anı anlatıp yazar olabileceğimi de zannetmiyorum. O yüzden sonuç olarak, evlilik yanlıştır.
bir de bize sor
aynı biz aynı zamanda
rakıyı da çok severdik
öyle severdik ki
her bardağımız yeni bir musikiyle dolar
yeni bir makamla biterdi.
rakıyı tek birşeyden az sevdik
birbirimizden
hep içerdik biz
kimimiz az kimimiz çok
az içen makamını bilir muhabbetini ederdi
çok içen de refakatçısıyla tuvalete giderdi
ama o rakı ne olursa olsun biterdi
ve yüzümüz her gecenin sonunda kardeşlikle gülerdi
rakıyı da çok severdik
öyle severdik ki
her bardağımız yeni bir musikiyle dolar
yeni bir makamla biterdi.
rakıyı tek birşeyden az sevdik
birbirimizden
hep içerdik biz
kimimiz az kimimiz çok
az içen makamını bilir muhabbetini ederdi
çok içen de refakatçısıyla tuvalete giderdi
ama o rakı ne olursa olsun biterdi
ve yüzümüz her gecenin sonunda kardeşlikle gülerdi
Rakı Sofrası
Biz öyle severdik ki edebiyatı
Rakıya şiirsiz veda etmezdik
Rakıya şiirsiz veda etmezdik
Yeni Nesil ( Lucky Bastards )
İlkokul 4 e gidiyordum. Safdım, temizdim, kalbim tüm insanlığı kurtaracak kadar iyilik ve sevgi doluydu. ( İnsanlığı kurtaracak kadar iyilik ve sevgi dolu lafını kullanmasam olmazdı, taşak geçilesi bir kelime grubu ama kullanmak istedim, sorry ) İnsan ilişkileriyle ilgili pek bir şey bilmediğim, abaza muhabbeti ya da sevgili muhabbeti hakkında ufacık birşey bile duymamış olduğum bu dönemde, çocuğun etrafında gördüğü herşeyden etkilenmesi doğaldır. Beyni yoracak herhangi bir bilgiye sahip olmadığı için, çocuk ne görürse aşırı derecede etkilenebileceğinden veya inanabileceğinden, uzmanlar ( ' uzman yazayım da, sırf ben diyorum diye olmadığı görülsün ' diye düşünmek ) bu yaşlardaki çocukların etrafında iyi örnekler olması gerektiğini söylerler. Benim etkilenebileceğim en büyük olay, televizyondaki gördüğüm şeylerdi. Ve yeşilçamın o dönemki kemal sunal filmleri yada cüneyt arkın kahramanlıkları, küfür ve kolpalık içerdiğinden yasaktı bizim evde. Yani geriye sadece gündüz kuşağında izlediğim diziler ve dublajlı yabancı filmler kalıyordu. Bunlardan severek ve eğlenerek izlediğim programlardan biri ise ; Kaygısızlar adlı diziydi. Üç tane karısı , 59 tane çocuğu ( tam sayıyı hatırlamıyorum ) olan herifin biri elbette o yaştaki çocuklar için bir komedi unsuru, oradaki kültekin adlı mafya babası kılıklı elemanda bir idöl olabiliyor. Neyse, ben yine bu diziyi izlerken, bir sahnede oradaki tamirci adamın, sonradan bir çocuğu çıktı. Adam, eskiden sevgilisi olduğu, çocuğun annesine, " nerden çıktı bu çocuk " diye sorunca kadın anlatmaya başladı, ve bir flashback girdi. Meğersem bunlar tam ayrılmadan önceki gün, bir ağacın altında buluşmuşlarken, yapıvermişler çocuğu. Ama izlediğim görüntülerde, o ağacın altında, sadece öpüşcekmiş gibi oluyorlar ve görüntü kesiliyor. Ben o zamanlar daha sevişme, seks, çocuk nasıl yapılır tam olarak bilmediğim için, aklıma ilk gelen şey ' çocuğun leylekler tarafından değil de, öpüşmeyle dünyaya geldiği ' olmuştu. Maalesef buna bir sene boyunca inandım. Buna bu kadar feci inanmamın sebebi, dünyayla ilgili fikirlerimin yeni yeni oluşuyor olmasıydı belki de . Zaten o bölümü izlemeden önceki zamanlarda, izlediğim yabancı bir filmde, çocuğun babasına ismiyle seslenmesi benim kafada büyük bir karmaşıklığa sebep olduğundan, artık her türlü şeye inanabilecek duruma gelmiştim. ( Hatta bir gün ben de babama ismiyle seslenicektim de, zor tutmuştum kendimi, iyi ki de tutmuşum, düşünsene, o kadar büyük adama, oğlu, " Ama Haci neden beni lunaparka götürmüyorsun " diyor. ) Geçirdiğim bu zamanlar, daha da iyiye gitmemiş, üstüne bir de okulda gördüğüm kötü muamele ( kızın biriyle çok samimi oluşum -ama sadece samimiyet, kankalık yani- ve onunla yanyana oturmam, onunla takılmam, resim derslerinde birlikte resim yapmamız falan, bizim sınıfın erkekleri tarafından, bana " sen kızlarla takılıyosun, kızsın olm sen, ibnesin " gibisinden dönmesi ) biraz daha beynimi s.kmişti.
- 10 yıl sonra -
" Abi, neden Bihterle Behlül sevişme sahnesinde yastık kullanmış " dedi, 4 e giden kardeşim. Şaşırdım başta, böyle bir soruyu beklemiyordum kardeşimden. ' Çocuktur, aklı almaz şimdi ' diye düşünüp, bir cevap bulmaya çalışırken, o, kendi kendine cevapladı; " Heralde çocukları olmasın, diye, koruma amaçlı koymuşlardır dimi " dedi. ' Çocuk zekası işte ' diye düşünürken kardeşim son lafını da koydu; " Behlül de şerefsiz ya, o tiple kesin hiç abaza kalmamıştır ". Bu lafın üstüne ne mi oldu, göt oldum kaldım tabi ki...
Not : Şimdiki idölümüz Polat abimiz bu arada
- 10 yıl sonra -
" Abi, neden Bihterle Behlül sevişme sahnesinde yastık kullanmış " dedi, 4 e giden kardeşim. Şaşırdım başta, böyle bir soruyu beklemiyordum kardeşimden. ' Çocuktur, aklı almaz şimdi ' diye düşünüp, bir cevap bulmaya çalışırken, o, kendi kendine cevapladı; " Heralde çocukları olmasın, diye, koruma amaçlı koymuşlardır dimi " dedi. ' Çocuk zekası işte ' diye düşünürken kardeşim son lafını da koydu; " Behlül de şerefsiz ya, o tiple kesin hiç abaza kalmamıştır ". Bu lafın üstüne ne mi oldu, göt oldum kaldım tabi ki...
Not : Şimdiki idölümüz Polat abimiz bu arada
Klavye Başında Beklerken
Yazmak istiyorum. Evet, şu an da tek bildiğim bu. Geçmiş klavyenin başına ne yazsam diye düşünüyorum. Aklımda yazacak bir şey yok, bunu ben de biliyorum; ama yazmak istiyorum. Klavyenin başında düşünmek bile bir tat veriyor yazıya, aklımdan bir sürü tezatlıklık geçiyor. Doğu- batı, gece - sabah... Böyle şeyleri düşünürken bile tatmin olyorum. Şimdi diyeceksin ne alaka neden tezatlıklar geçiyor. E öyle... Ben yazılarımda genelde tezatlıkları vurgularım da ondan. Aslnda hep beraber olduklarını, aslında iki tezat uçtan farklı olanın ortada kalan merkez kısım olduğunu.
Bu çocuk saçmalıyor, gece ya normal, demeyin çünkü beni tanıyanlar bilir bu normal halimdir. Şimdi izin verirseniz kendimi açıklayayım.
Tezatlıkların bir arada olması demiştim. Verdiğimiz örneklerden birini alalım hemen. Ne imiş efendim: gece - sabah. Basit olarak anlatıcak olursak geceden sonra hemen sabah gelir. Sabahtan sonra öğlen, ondan sonra akşam sora tekrar gece. Günü yazdığınız zaman ki sıra şöyle olur: Sabah - öğle - akşam - gece. Burda zıt kutuplar sabah ve gece gibi görünse de bu durum sadece resmin bir bölümünü görenler için geçerlidir. Resmin tamamına baktığımızda sabah - öğle - akşam - gece - sabah - öğle - akşam - gece - sabah olur ki gece ile sabah hep yan yanadır, ayrılmaz bütündür. İşte ben de insanlara resmin tamamını göstermek ve bu tezatlıkların birlikteliğinden bahsetmek için genelde onları geçiriyorum kafamdan. İnsanlara görmediklerini göstermektir önemli olan ne de olsa. Ben de resmi kaçırıyorum bazen, ben de takılı kalıyorum bir bölümüne kabul ediyorum bun. Zaten kabul etmesem kitap okumuyor olurdum. Onlar gelsin benden öğrensin diye atıp tutardım ama buna gerek yok. Çünkü bir resim için birçok perspektif olmasına rağmen yalnızca bir tanesi bütünü yakalayabiliyor. Bu durumda çok geniş bakmak da zararlı mı oluyor derseniz. Evet oluyor çünkü o zaman da çerçeve kaçıyor, konu sapıyor.
İşte geçtiğim zaman klavyenin başına ve canım yazmak istiyorsa, çerçeveyi taşırmadan aklımdakileri gösterebildiğim en büyük perspektifle göstermeye çalışıyorum ki bu düşünce bile , yazın başında da dediğim gibi, beni heyecanlandırmaya yetiyor.
Ve gördüğünüz gibi bekliyorum klavyenin başında hangi tezatlığın aslında farklı kutuplar olmadığını göstersem diye. Ve eminim bunu okuyanlardan birileri, benim ne dediğimi anlıyacak...
Bu çocuk saçmalıyor, gece ya normal, demeyin çünkü beni tanıyanlar bilir bu normal halimdir. Şimdi izin verirseniz kendimi açıklayayım.
Tezatlıkların bir arada olması demiştim. Verdiğimiz örneklerden birini alalım hemen. Ne imiş efendim: gece - sabah. Basit olarak anlatıcak olursak geceden sonra hemen sabah gelir. Sabahtan sonra öğlen, ondan sonra akşam sora tekrar gece. Günü yazdığınız zaman ki sıra şöyle olur: Sabah - öğle - akşam - gece. Burda zıt kutuplar sabah ve gece gibi görünse de bu durum sadece resmin bir bölümünü görenler için geçerlidir. Resmin tamamına baktığımızda sabah - öğle - akşam - gece - sabah - öğle - akşam - gece - sabah olur ki gece ile sabah hep yan yanadır, ayrılmaz bütündür. İşte ben de insanlara resmin tamamını göstermek ve bu tezatlıkların birlikteliğinden bahsetmek için genelde onları geçiriyorum kafamdan. İnsanlara görmediklerini göstermektir önemli olan ne de olsa. Ben de resmi kaçırıyorum bazen, ben de takılı kalıyorum bir bölümüne kabul ediyorum bun. Zaten kabul etmesem kitap okumuyor olurdum. Onlar gelsin benden öğrensin diye atıp tutardım ama buna gerek yok. Çünkü bir resim için birçok perspektif olmasına rağmen yalnızca bir tanesi bütünü yakalayabiliyor. Bu durumda çok geniş bakmak da zararlı mı oluyor derseniz. Evet oluyor çünkü o zaman da çerçeve kaçıyor, konu sapıyor.
İşte geçtiğim zaman klavyenin başına ve canım yazmak istiyorsa, çerçeveyi taşırmadan aklımdakileri gösterebildiğim en büyük perspektifle göstermeye çalışıyorum ki bu düşünce bile , yazın başında da dediğim gibi, beni heyecanlandırmaya yetiyor.
Ve gördüğünüz gibi bekliyorum klavyenin başında hangi tezatlığın aslında farklı kutuplar olmadığını göstersem diye. Ve eminim bunu okuyanlardan birileri, benim ne dediğimi anlıyacak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)