Blogun amaçları,yararları,sınırları hah bi de edebiyatı

Merhaba genç edebiyat ateşiyle tutuşan blog yazarları,
Sizleri en derin saygı ve sevgilerle selamlamadan önce ilk yazıyı hatırlatmak istiyorum.

http://keshanedenhikayeler.blogspot.com/2009/02/onsoz.html

Herşey bir yana dün gece yıllığı bitirdim ilk defa.Baya baya bayaymış.

Küfür üzerine
Bu konuyu kontrol etmek zor zira öyle bloglar var ki millet seks yaptığını yazıyor,'o gece buna verdim,dün gece Topoşcan bana kaydı' diyor,ha bu arada cidden alınmayın edebiyatsa 'ağ günlüğü' diyelim biz bu 'blog'a en güncel çeviri oymuş çünkü.

Sonuç olarak iyi gene de bu ortam için Semih the 'Amusingshadow' Şengölge'ye teşekkür ediyorum ve kendi adıma böylesine müstesna bir ortamı oluşturdukları için eyvallah diyorum.

Mr. Edward Moore Ted Kennedy



Güle Güle Bay Kennedy

Kennedy ailesinin makus ve lanetli tarihinde abisi JFK'den sonra fark yaratabilmiş ikinci kişidir.ABD'de sağcısı ve solcusu herkes tarafından sevilen bu insan yabancılar için geliştirdiği kucaklayıcı politikalarla da uluslararası düzeyde bir yer edinmiştir.Fakat Azrail yetkisini kullandı.

Toprağın bol olsun.

E yeter!

bu blog artık nihayete ermiştir. İnsanların ne edebiyatı kaldı ne de hikayesi. Anlamıyorum ki sadece küfür edip rahatlamak için kullanılan bir yer haline çevirdiniz. Okusa birileri şok olur. Herkese açık bi blogta bu kadar küfür ediosunuz ona bişeler buna bişeler yapıosunuz, ondan sora buranın bi de reklamını yapıosnz. Doğru düzgn hiç mi yazı yok var tabi ama içine ettiniz bloğun bi yazı koyup birine okutulabilecek bi blog olmaktan çıktı. Herkes birbirine küfredio sora gülüo. Bu mu geldiğimiz nokta? Yani sevgiliniz, anneniz, babanız okusa hiç mi yüzünüz kızarmaz. Yazdıklarınızı bi okuyun ya dönüp yazdıktan sora... Bi de ilk günlerdeki yazılara bakın... Bi sorun yoksa devam edin bişe diemiecem ama ben artık daa fazla yazacaımı sanmıorm!!!

Bu ne lan!

Hep sikiş sokuş olmuş oralar biz hala buralarda kendi kendimizi bafiliyoruz.
Ey adi dünya bu mu lan adaletin?!
Gün olur devran döner; horoz domalır tavuk siker!..

Marksist Bakış

Arkadaşım ''Hadi oğlum başka ne yapacaz,mal gibi oturuyoruz burada gidip bakalım,hem güzel kızlar vardır ortama falan bakarız.'' dedi.Ne zamandır heveslendiğimiz fakat hep bahaneler üreterek gitmekten vazgeçtiğimiz Marksist Bakış'a bu kez gitmek için and içmiş gibiydi.Ben ise limonatamı tembel tembel yudumlarken Kızılay'da dolanan hatunları kesmek istiyordum.Arkadaşın ikna çabalarına en sonunda dayanamayıp "Tamam lan hadi gidelim"dedim.Hesabı ödeyip mekandan çıktık,biraz yürüdük,sola döndük,bi işhanına girdik,asansör 5.katta durdu."Ne de çabuk geldik lan" diye düşünürken mekanın açık kapısından içeri baktım.Mutfaktan kokusu her yere yayılan bir tencere dolusu salçalı makarna ile karşılaşmayı hiç beklemiyordum.Açıkçası orada bir mutfakla karşılaşmak bile yeterince enteresandı.Bir an ayakkabıları çıkarmaya yeltendim yerdeki halıları gördükten sonra fakat harekete geçen elim bi eleman tarafından tutuldu.Tokalaştık.Sırayla herkesle tokalaşıp tanıştıktan sonra "Niye geldiniz?" imalı bakışlara "Bir arkadaş söylemişti de bilgi almaya geldik" diyerek cevap verdik.Neyin bilgisini alıyorsak?Sanki turizm acentesi amına koyiim.Bizi pencere dibinde iki sandalyeye oturttular ve tanışma ayağından çok bir kendimizi tanıtma evresine girdik.Bu arada sofrayı kuran kızlar "Siz de ister misiniz?" diye sorup duruyorlardı.Biz de otlakçı konumuna düşmemek için "Yok biz almayalım,afiyet olsun." diyerek sözde gururu koruduk.Bir de odaya yeni gelen bile yemeğe davet ediyor yemeğin yapımında hiçbir söz hakkı olmamasına rağmen.Cola falan da ikram ettiler,biz de arkadaşla "Ulan bunlar bizi oruçlu falan sanacak bari cola içelim" şeklinde bir bakışmadan sonra içeceği kabul ettik.Colayı hışımla içen arkadaşım bir anda bir gazla soru yağmuruna tutmaya başladı odadakileri,ben ise çoktan dalmıştım başka diyarlara.Odanın bi içerisinde göz gezdirdim.Elemanlar aile ortamını yakalamışlardı ama hep bir şeyler eksik gibiydi.Herkes ciddi olma peşindeydi odadaki.Kimse mizahtan,taşaktan nasibini almamış gibiydi.Tamam oraya ciddi meseleler konuşmaya geliyorsun da hepimiz aşağı yukarı aynı yaşlarda gençleriz.Ben bilmiyor muyum sanki buradaki kimliğinle dışarıdaki aynı.Sanki kış geceleri yeni girdiğin yatağa alışmak için yorganın içine osurmak vasıtasıyla yatağı ısıtmayan bir insansın sen.Şimdi burada tribe girmenin alemi nedir??Bir de sırf bu yüzden 5 dakikalık sessizlikler oluyor konuşmanın ortasında.Herkes "Şimdi nereden girsem de akıllarını alsam bu gençlerin?"diye ciddi konular düşünmeye başlıyor.Halbuki biz ilk geldiğimizde desen bize"Ooo yoldaş kaynanan seviyormuş otur gel eki eki.." falan daha içten bir ortam kurma şansı doğabilir.2 saat kadar oturduk velhasıl.Ben artık iyice otomatiğe bağlamış ota boka kafa sallarken en sonunda arkadaş da sıkılmış olacak ki kalktık.Asansörden indik,dışarı çıktık ve hayatın yalan olduğuna bir kere daha karar verdik.

Akşam da Şener Şen'in "Namuslu" filmini izledim keyfim yerine geldi neyse ki.Şener Şen bir başka hacı...

Bir ve Sıfır

Ayağındaki iki numara büyük terlik ve elinde sonuna yaklaşmış purosuyla, iki kolu dizlerine dayalı öne eğilmiş durumda otururken kapıdan içeri bir melek girdi.
-Acınası görünüyorsun. dedi

Adam gülümsedi.Hiç öyle hissetmese de öyle gözüktüğünü biliyordu.Meleğinse, nefes almak ve ölümlü olmanın dayanılmaz çekiciliği karşısında kendine bu kadar acımasız davranan bu insanı küçümsemekten başka bir şey gelmiyordu elinden.Kendi sonsuzluğunun sakin, tahmin edilebilir ve amacı belli var oluşundaki tutku ve heyecan eksikliği bu acınası adama karşı dahi farklı bir çekim hissetmesine neden oluyordu.Yaşadığı sevginin tatminkarlığından vazgeçip nasıl da bilinmezliklerin içine atlamak isterdi? Belki de birkaç "Allah Yılı" içinde Yüce Varlıklar Surası'ndan terfi alır ve bu deliliğin nasıl birşey olduğunu yaşayarak tecrübe ederdi.

Adam hissiz oturuyordu.Purosunu söndürdü.Onca yıl yaşadıktan sonra şimdi bir de melek çıkmıştı karşısına.Onun yanında tam olarak ne yapması gerektiğini biliyor, en güzel nasıl yaşayabileceğini hissedebiliyordu.Ama kimi zaman sadece uzanıyordu.Kalkıp mutlu olmak zor geilyordu.Ha ha.Belki sakinliği tercih.ediyordu.Sonunda beklediği "soru"nun oluşmak üzere olduğunu hissetti.

-Hazır mısın?
-İnsan her gün ölmüyor ya.Biraz heyecan var tabi.

Sanırım adı azraildi.Hiç de öyle eli oraklı, kuru kafalı,cüppeli birşey değilmiş.Hatta çok farklı bir çekiciliği var.Teninin rengi bana yaklaşınca renk değiştirdi.Onun dışında insandan pek bir farkı yok.

-Bana kendi formunu gösterebilir misin?
-Buna iznim yok.

Sanırım ölmeden önce meleğe bir ders verebilirdi.

Cit-röen

Ne istiyosunuz lan benden?Kondürüm yok arayamıyorum arasam sövcem sizlere hasır altından.Herkes kendi dünyasının ütopyalarının peşinden koşmakta ben hala ancuk uncuk takılmaktayım the deep of bohemian durumlardayım.Neler olmuş neler ben yokken dürümler gelmiş hakedene haketmeyene yerler silinmiş bal dökülüp yalanmış artiz le ozi de yazmış aslan olmuş.artizinki bu arada müthiş olmuş.Freshlik kavram değiştirmiş anlam değiştirmiş ,sofralara meze olmuş.Ben ise aynı yerimde sekmekteyim.Onu geçtim bi de daha 4-5 yıl daha ankaradayım.olacak iş mi arkadaş?seco totem yaptı billahi azizim.

Kaçamaklar kuçamaklar peşindeyim ve önceliklerimi belrleyebildim mi bilmiyorum.Hani herşeyi zamana bırakman gereken zamanlar vardır ya...Hani bişeyler belli olmadan bişeyler olmadan ne yapacağını bilemessin o yüzden beklemeye alırsın kendini basarsın stand-by a abandone abandone beklersin.O gün o buraya çağırır bugün buraya gidersin sonra onu bunu yaparsın.kafana göre takılırsın.Ancak olması gereken bu değildir.Bi plana bi amaca belki de bi çakallığa bi punduna ,kumpasa ihtiyacın vardır.ama beklersin beklersin gelmez.hani derler ya karı kız bulmak için 'olum sen aramıycaksın arayışta olmıycaksın o an o seni bulur zaten ' diye.Nah bulur arkadaşım nahh.

Bu arada paso şarkılar falan yazıyorum.Yazılmış şarkıları değiştiriyorum.Biraz küfürlü tarzda beni bilirsiniz sonuçta hani...E hadi sevgiler saygılar.dürüm istemem kendi dürümümü kendim alırım yerlerinizi falan da silmem işerim.freş.YES Mİ?