Seni gördüm orada,nereden geldiğini bilmiyordum
Farkında değildin hala başkası gibiydin
Seni gördüğümü ve istediğimi önemsemez gibiydin
Adın ne,bilmek zorundayım?
Şimdi burada her satırın ayrı bir önemi var gibi gözüküyor.
Ama öyle değil.
Tabii olarak görecelik ilkesi devreye giriyor.
Az ya da çok.
Baba hayatta yolu kimseye sormayacaksın.Bu böyledir.
Ama kimse uygulamaz,hep söyler.
Yüzüne yağmur çarpacak,çamur yiyeceksin.
Nedenlemeni sağlam kazıklara oturtacaksın
Charles Wright'ın da dediği gibi:
'Ne yaparsan yap kendini ifade edeceksin.'
Kompozit Pazar
What's happening now ?
" Aramızdakileri yalandan mı sayacağız " dedim. " Bilmiyorum, bilmiyorum " dedi o. Suratında düşünceli bir ifade vardı. Galiba o da benden hoşlanıyordu. " Neden anlamıyorsun, seni seviyorum ve geri kalan ömrümü seninle geçirmek istiyorum, benimle evlenir misin" dedim. Bu söylediklerim üzerine gözleri parlamıştı. Galiba kabul edecekti. Ve bu hikaye mutlu sonla bitecekti. " Evet , evet, milyon kere evet " dedi suratındaki o tatlı gülümsemeyle.
' Hay amınakoyim niye evleniyosun lan Scarlett ' dedim kendi kendime , televizyonun kumandasını koltuğa fırlatarak. Hayattaki en sevdiğim insanlardan biri scarlett di ve onun bu uyduruk filmde bile olsa evlenmesini istemeyecek kadar bencildim. Aslında bu bencillik duygusunu da abazanlığa bağlayabiliriz. Bu arada abazanlığın tanımını tam olarak bilmediğimi farkettim. Aslında ben bildiğim şeyden eminim. Ancak geçen üniversitede bir arkadaşımla bunu tartışma fırsatım oldu. Bana " olm ne abazasın lan " demişti, ona anlattığım 'ev yazın boşdu bende paso kız arkadaşımı davet ettim ' lafımdan sonra. "Ne alaka lan kıza çakıyorum işte abazan değilim " dedim. O ise " olm abazan demek işi gücü cinsellik olmuş demektir " dedi. Bende " olm saçmalama abazanlık deme paso eliyle işi götüren demektir, tabi işleri güçleri cinselliktir bunların, ama çakma işini hatunlarla gerçekleştirince abazan olmuyosun " dedim. O ise bana hayret eden gözlerle baktı. " Abazanın ne demek olduğunu bilmiyorsun lan " dedi, benim yıllardır bildiğim bu bilgiyi temelinden sarsarak. Tabi bence abazan hala o demekti ama neyse, scarlettin evlenmesi beni çok etkilemişti. Ancak evlenirken ki olaylardan önce yaşananlar benim önceden yaşadığım bazı şeylere çok benziyordu. Hatta ordaki erkekle aynıyım diyebilirdim. Sadece ben siktir yedikten sonra o kıza evlenme teklif etmemiştim. Ki etmezdim de lan bu yaşda insan neden hayatını karartsın di mi? Ancak siktir yediğim kızla aramı düzeltmem gerektiğini hissediyordum. Yani aynı mahallede olmamız ve mahalledeki diğer kızların beni sapık gibi görmesi dışında pek fazla bir sorunum yoktu. Bu sorunları da onla aramı düzelterek halletmem gerekiyordu. Bu yüzden onunla konuşmak istedim.Ancak her onu gördüğümde yanında benim önceden de arkaşım olan insanlar vardı. Bu yüzden yanında başka biri varken onunla özel konuşmak isteyemezdim. İsterdim de çok utangaç bir yapım olduğu için ve ben onu konuşmaya çağırdığımda diğerlerinin dedikosunu çekmek istemediğimden bunu yapamıyordum. Neyse ki bir gün onu oturduğum evin önünde yanlız buldum. Yanından geçerken kısa süreli bir bakışma oldu. Onun suratına baktığımda ne düşündüğünü anlayamadım. Çünkü resmen poker suratı vardı yüzünde. Hiçbir duygu belirtisi yoktu. Ve ben artık onunla konuşmam gerektiğini düşünerek yanına gittim. " Naber " dedim. Bana doğru baktı. Sanki zorla cevap verecekti. " İyiyim " dedi. Bana ' senden naber ' gibisinden birşey demesi gerekiyordu ancak görünüşe göre demeyecekti. " Bende iyiyim saol sorduğun için " dedim. Hafiften sinirlenmiştim ve ona laf atmaya başlayacaktım. Hemen kendimi durdurdum. O da önceki söylediğim yüzünden bana hala sinirli olduğunu gösteren bir bakış attı. " Ya özür dilerim önceki yaptıklarım yüzünden " dedim. Bana doğru baktı. " Yaptıklarının yanlış olduğunu biliyorsun dimi, ayrıca senden beklemezdim bu şekilde davranışlar " dedi. " Sapıkça yani " dedim hafif bir sesle ( bu hafif ses elbette kendi kendime konuşuyormuş gibi çıkan o seslerden biriydi. Ancak o duymuştu ) . Gülümsedi. ' Hehhey, onu gülümsettim, kesin benden hoşlanıyor. Zaten önceki davranışlarım çok ileri düzey olduğu için bir anda öyle tepki vermişti, yoksa niye gülsünki şimdi bana ' diye geçirdim içimden. ( Tabiki bu da önceki yazımda söylediğim gibi yavşadığın kızın sana gülümsemesiyle gelen- bana yazıyor -düşüncesiydi. Tabi birde bu şekilde gelen bir cesaret vardı ki , ne siz sorun ne ben söyleyeyim) Ben bu şekilde düşünürken bana bir de cesaret gelmişti. ' Evet bu sefer yapabilirim ' diyordum. " Peki aramızdakileri yalandan mı sayacağız " dedim. " Neden bahsettiğini bilmiyorum " dedi. " Nasıl yani , şimdi aramızda birşey yok mu " dedim. " Ne diyorsun sen ya " dedi. Suratında düşünceli bir ifade vardı . ( Bu ifade bile insanın ' galiba o da benden hoşlanıyor ' gibisinden düşünmesine olanak sağlıyordu ) ' Galiba o da benden hoşlanıyordu ' diye düşünüyordum. " Neden anlamıyorsun senden hoşlanıyorum , ve artık arkadaş olarak görmek istemiyorum " dedim. Bu şekilde güzel sözler söyleyerek ortama hafif bir romantizm, böyle bir aşk getirmek istiyordum . Ve onun da bu söylediklerim üzerine gözleri parlamıştı. Galiba bana bir şans verecekti. " Tekrardan mı vurayım bir tane " dedi , ortamdaki romantizmin, aşkın, tüm o saf duyguların anasını sikerek.
' Hay amınakoyim niye evleniyosun lan Scarlett ' dedim kendi kendime , televizyonun kumandasını koltuğa fırlatarak. Hayattaki en sevdiğim insanlardan biri scarlett di ve onun bu uyduruk filmde bile olsa evlenmesini istemeyecek kadar bencildim. Aslında bu bencillik duygusunu da abazanlığa bağlayabiliriz. Bu arada abazanlığın tanımını tam olarak bilmediğimi farkettim. Aslında ben bildiğim şeyden eminim. Ancak geçen üniversitede bir arkadaşımla bunu tartışma fırsatım oldu. Bana " olm ne abazasın lan " demişti, ona anlattığım 'ev yazın boşdu bende paso kız arkadaşımı davet ettim ' lafımdan sonra. "Ne alaka lan kıza çakıyorum işte abazan değilim " dedim. O ise " olm abazan demek işi gücü cinsellik olmuş demektir " dedi. Bende " olm saçmalama abazanlık deme paso eliyle işi götüren demektir, tabi işleri güçleri cinselliktir bunların, ama çakma işini hatunlarla gerçekleştirince abazan olmuyosun " dedim. O ise bana hayret eden gözlerle baktı. " Abazanın ne demek olduğunu bilmiyorsun lan " dedi, benim yıllardır bildiğim bu bilgiyi temelinden sarsarak. Tabi bence abazan hala o demekti ama neyse, scarlettin evlenmesi beni çok etkilemişti. Ancak evlenirken ki olaylardan önce yaşananlar benim önceden yaşadığım bazı şeylere çok benziyordu. Hatta ordaki erkekle aynıyım diyebilirdim. Sadece ben siktir yedikten sonra o kıza evlenme teklif etmemiştim. Ki etmezdim de lan bu yaşda insan neden hayatını karartsın di mi? Ancak siktir yediğim kızla aramı düzeltmem gerektiğini hissediyordum. Yani aynı mahallede olmamız ve mahalledeki diğer kızların beni sapık gibi görmesi dışında pek fazla bir sorunum yoktu. Bu sorunları da onla aramı düzelterek halletmem gerekiyordu. Bu yüzden onunla konuşmak istedim.Ancak her onu gördüğümde yanında benim önceden de arkaşım olan insanlar vardı. Bu yüzden yanında başka biri varken onunla özel konuşmak isteyemezdim. İsterdim de çok utangaç bir yapım olduğu için ve ben onu konuşmaya çağırdığımda diğerlerinin dedikosunu çekmek istemediğimden bunu yapamıyordum. Neyse ki bir gün onu oturduğum evin önünde yanlız buldum. Yanından geçerken kısa süreli bir bakışma oldu. Onun suratına baktığımda ne düşündüğünü anlayamadım. Çünkü resmen poker suratı vardı yüzünde. Hiçbir duygu belirtisi yoktu. Ve ben artık onunla konuşmam gerektiğini düşünerek yanına gittim. " Naber " dedim. Bana doğru baktı. Sanki zorla cevap verecekti. " İyiyim " dedi. Bana ' senden naber ' gibisinden birşey demesi gerekiyordu ancak görünüşe göre demeyecekti. " Bende iyiyim saol sorduğun için " dedim. Hafiften sinirlenmiştim ve ona laf atmaya başlayacaktım. Hemen kendimi durdurdum. O da önceki söylediğim yüzünden bana hala sinirli olduğunu gösteren bir bakış attı. " Ya özür dilerim önceki yaptıklarım yüzünden " dedim. Bana doğru baktı. " Yaptıklarının yanlış olduğunu biliyorsun dimi, ayrıca senden beklemezdim bu şekilde davranışlar " dedi. " Sapıkça yani " dedim hafif bir sesle ( bu hafif ses elbette kendi kendime konuşuyormuş gibi çıkan o seslerden biriydi. Ancak o duymuştu ) . Gülümsedi. ' Hehhey, onu gülümsettim, kesin benden hoşlanıyor. Zaten önceki davranışlarım çok ileri düzey olduğu için bir anda öyle tepki vermişti, yoksa niye gülsünki şimdi bana ' diye geçirdim içimden. ( Tabiki bu da önceki yazımda söylediğim gibi yavşadığın kızın sana gülümsemesiyle gelen- bana yazıyor -düşüncesiydi. Tabi birde bu şekilde gelen bir cesaret vardı ki , ne siz sorun ne ben söyleyeyim) Ben bu şekilde düşünürken bana bir de cesaret gelmişti. ' Evet bu sefer yapabilirim ' diyordum. " Peki aramızdakileri yalandan mı sayacağız " dedim. " Neden bahsettiğini bilmiyorum " dedi. " Nasıl yani , şimdi aramızda birşey yok mu " dedim. " Ne diyorsun sen ya " dedi. Suratında düşünceli bir ifade vardı . ( Bu ifade bile insanın ' galiba o da benden hoşlanıyor ' gibisinden düşünmesine olanak sağlıyordu ) ' Galiba o da benden hoşlanıyordu ' diye düşünüyordum. " Neden anlamıyorsun senden hoşlanıyorum , ve artık arkadaş olarak görmek istemiyorum " dedim. Bu şekilde güzel sözler söyleyerek ortama hafif bir romantizm, böyle bir aşk getirmek istiyordum . Ve onun da bu söylediklerim üzerine gözleri parlamıştı. Galiba bana bir şans verecekti. " Tekrardan mı vurayım bir tane " dedi , ortamdaki romantizmin, aşkın, tüm o saf duyguların anasını sikerek.
Bitik insanın devamı
Bu ilaçları içtikten sora bir melek beni uyandırdı beni, cennetteyim sandım ama yine dünyadaymışım... İşte o zaman kadınların sadece şeytan olmadığını anladım... Karışık duruyorlar dünyada ve ne kadar şanslıyım ki bana melek olan rastladı :) Bu gün de 2. ayımızı tamamladık :)
Best Of Amo's
' Böyle birşeyin tekrarlanma olasılığı nedir ki , yani aklım almıyor. Anlamadığım diğer bir konu da neden ben? ' ,bu şekilde düşünüyordum film bitmeden çıktığım sinemadan. Zaten filmin bitmesini beklemek arsızlık olurdu bu olaydan sonra. Ancak düşününce, ilerde böyle olayların benim başıma gelmesini artık doğal karşılamam gerektiğini gördüm.
' Ne güzel bir gün. Kuşlar, çiçekler, böcekler, hava, herşeyiyle kesinlikle güzel bir gün ' diye düşünerek evimin dışına çıktım. Dışarı çıktığımda ' amınakoyim yenibosnadayız ne çiçeği ne böceği yarrak' diye düşünerek yüzümü buruşturdum. Ancak apartmanın dışındaki merdivenlerinde oturan ezgi ve arkadaşlarını görünce yüzümdeki buruşma yerine tabiki yawuşak bir sırıtış geldi. Ezgiyi 2 aydır tanıyordum. Apartmanımızın altındaki tekstil konfeksiyonunda çalışıyordu. O ve arkadaşları gerçektende mankenlere taş çıkartacak güzellikteydiler. Ve ezgiden hoşlanıyordum. Yani gerçekten hoşlanıyordum. Ancak onla olan ilişkim sadece arkadaşlık seviyesindeydi. Ve ona açılmayı düşünüyordum. Tabiki de ona açılmak benim için çok zordu. Çünkü eğer siktir yersem onla olan arkadaşlığımız da bozulacaktı. Ve ben onun arkadaşlığına bile razıydım. Hatta sırf onun yüzünü görmeye bile itirazım yoktu. Çünkü manken gibiydi gerçektende. Ve ben 2 ay boyunca onla olan arkadaşlığımı ilerletmiştim. Hatta onu bizim eve bile çağırmıştım. Ama yanlış anlaşılma olmasın. Hala arkadaşdık. Zaten bize geldiğinde onunla bilgisayar oynuyordum. Evet yanlış anlamadınız. BİLGİSAYAR OYNAMAK. Bu kızla bilgisayar oynuyordum. Ama onunla bu şekilde bile zaman geçirmek bana yetiyordu. Ve o gün ezgiyi sinemaya davet edecektim. Çünkü artık açılmam gerekiyordu ve ben bunu normal bir şekilde konuşarak yapamayacak kadar utangaçtım ona karşı. " Aaa ezgi naber, bak allahın işine bende tam derse gidiodum " dedim. Aslında o gün dersim yoktu ve onların ara saatlerini de bildiğimden buna göre hazırlık yapmıştım. " İyiyim ya senden naber " dedi gülümseyerek. Bu gülümsemesi bile bana cesaret veriyordu. Hani küçükken iki hatun bize gülümser de hemen bize yazdığını zannederiz ya aynı o şekilde bir durumdu bu da. Yani benim için öyle bir durumdu çünkü harbidende onun güzelliği beni bitiriyordu. " İyidir, ya bişi dicem benim 6 gibi dersim bitio, sende 7 de falan işin yoksa ataköye gelsene, güzel bir film gelmiş onu izleriz " dedim. "Aaa bizim paydosda tam o saatlerde bitio " dedi. Tabiki bu saati de ona göre seçmiştim. " İyi o zaman araşırız 7 gibi ona göre bişiler yaparız " dedim cool bir tavırla ve mahallemdeki internet cafe ye doğru yöneldim. Saat 7 ye yakın, minibüse atladığım gibi ataköye gittim. Oraya vardığımda biraz bekleyeceğimi biliyordum. Biraz çabuk gelebilseydi keşke. Açlıktan ölüyordum. Ama razıydım. O gelince önce bişiler yemek için bi' yerlere otururuz, ben yemek yerken ona biraz açılırım, tabiki o da bunu anlar ve eğer gerçekten bana karşılık vericekse sinemaya gelirdi.Filmin biraz ilerlemesini bekledikten sonra ona kendimi adam gibi açardım, konuşamazdım belkide ama ne bileyim elini tutardım, elimi onun omzuna atardım. Hatta o da bana karşılık verince sinemada işi götürürdüm lan. Ki daha önceden böyle bi' olay görmüştüm.( Her ne kadar arkadaşlarım bana inanmasa da ) Bu olay tekrarlanırdı , benim başıma gelerek. Tabiki bu sefer onlara anlatmazdım , nasıl olsa inanmayacakları için. Telefonumun çalmasıyla hayallerden gerçek dünyaya çekildim. O arıyordu. " Alo " dedim. " Alo, nerdesin sen ben geldimde ********'nın önüne " dedi. " İyi o zaman bende ordayım " dedim etrafıma bakınarak ve onu gördüğümde " tamam tamam seni gördüm " dedim. Yanına gittim meraba naber faslını geçtikten sonra " aç mısın " dedim. " Yok gelmeden yemiştim " dedi. " iyi bende aç değilim " dedim. Hemen salona gittik. Oturduk. " Eee neler yaptın bugun " dedim havadan sudan muhabbet açmakta ne kadar kötü olduğumu ispatlayarak. " Ne yapim ya öyle çalışıyorum , sen naptın, dersler nasıldı " dedi. ' En nefret ettiğim şeylerden biride benim yaşlarımdaki birinin, bana , benden çok büyüklerimin sorduğu şekilde 'dersler nasıl ' demesiydi '. " Nasıl olsun ya bende kasıyorum işte " dedim , gülerek. Işıkların sönmesiyle bu muhabbeti daha fazla uzatmayacağıma sevinmiştim. Sinema salonuna baktığımda seçtiğim mekanın harbidende tam istediğim gibi bomboş olduğunu görünce sevindim. Film başladı. Filmin başlamasıyla ezgiye ne şekilde açılacağımı düşünmekten filmi zaten izleyemedim. Filmin ilk yarısının ortalarına doğru artık ne yapacağımı bulmuştum. Elimle onun elini tutacaktım. Ve onun elini çekip çekmemesine göre olayı devam ettirecektim. Ki böyle yapmak için elimi o tarafa doğru attım. Ancak onun eli, olması gerektiği yerde yoktu. Onun yerine elim, onun bacağına geldi. Ahanda şimdi sıçtım diye düşündüm. O da yanlışlıkla elimi oraya attığımı düşünecekki hemen elimi çekeceğimi zannederek bişi demedi. Ve bende en başta bi' tereddüt ettiğim için şimdi elimi çekersem ilerde garip durumlar oluşacağını düşünerek elimi çekemedim. Ve onun bişi dememesinden aldığım cesaretle onun elini aramaya başladım. Yani elimi onun bacağının üzerine yukarıya doğru götürüyordum. Aslında yana doğru götürmem gerektiğini biliyordum ama şimdi farkediyorumki ( aslında bu yalan, şimdi farkettiğim falan yok, sadece kendimi bunun daha romantik birşey olduğuna ve hatanın bende olmadığına inandırmaya çalışıyorum ) demekki o sırada heyecandan öyle birşey yapmışım. Oysa ki tek amacım onunla el ele izleyeceğim romantik bir filmdi. Ve ben elimi o tarafa doğru atınca ezgi haklı olarak bana doğru dönüp baktı. Bense o sırada şaşkın bir durumda olduğum için " senden hoşlanıyorum " diyebildim. " Ben seni arkadaşım olarak görmüştüm " dedi bağırarak. Salonda allahtan başka kimse yoktu.Ve bağırmaya devam etti. Söylediği şeyleri burda yazmak istemesemde genelde benim sapıklığım üzerine kurulmuş bir kompozisyondu.O bağırırken aklıma eski bir anım geldi. Eski anım yediğim bir tokatla bitiyordu. Neyse en azından öyle birşey olmicak diye düşünüyordum.Ona doğru "romantik" bir bakış attım. Ve bağırması bittiğinde o romantik suratıma geçirdiği tokatla kalkıp gitmesi bir oldu.
' Ne güzel bir gün. Kuşlar, çiçekler, böcekler, hava, herşeyiyle kesinlikle güzel bir gün ' diye düşünerek evimin dışına çıktım. Dışarı çıktığımda ' amınakoyim yenibosnadayız ne çiçeği ne böceği yarrak' diye düşünerek yüzümü buruşturdum. Ancak apartmanın dışındaki merdivenlerinde oturan ezgi ve arkadaşlarını görünce yüzümdeki buruşma yerine tabiki yawuşak bir sırıtış geldi. Ezgiyi 2 aydır tanıyordum. Apartmanımızın altındaki tekstil konfeksiyonunda çalışıyordu. O ve arkadaşları gerçektende mankenlere taş çıkartacak güzellikteydiler. Ve ezgiden hoşlanıyordum. Yani gerçekten hoşlanıyordum. Ancak onla olan ilişkim sadece arkadaşlık seviyesindeydi. Ve ona açılmayı düşünüyordum. Tabiki de ona açılmak benim için çok zordu. Çünkü eğer siktir yersem onla olan arkadaşlığımız da bozulacaktı. Ve ben onun arkadaşlığına bile razıydım. Hatta sırf onun yüzünü görmeye bile itirazım yoktu. Çünkü manken gibiydi gerçektende. Ve ben 2 ay boyunca onla olan arkadaşlığımı ilerletmiştim. Hatta onu bizim eve bile çağırmıştım. Ama yanlış anlaşılma olmasın. Hala arkadaşdık. Zaten bize geldiğinde onunla bilgisayar oynuyordum. Evet yanlış anlamadınız. BİLGİSAYAR OYNAMAK. Bu kızla bilgisayar oynuyordum. Ama onunla bu şekilde bile zaman geçirmek bana yetiyordu. Ve o gün ezgiyi sinemaya davet edecektim. Çünkü artık açılmam gerekiyordu ve ben bunu normal bir şekilde konuşarak yapamayacak kadar utangaçtım ona karşı. " Aaa ezgi naber, bak allahın işine bende tam derse gidiodum " dedim. Aslında o gün dersim yoktu ve onların ara saatlerini de bildiğimden buna göre hazırlık yapmıştım. " İyiyim ya senden naber " dedi gülümseyerek. Bu gülümsemesi bile bana cesaret veriyordu. Hani küçükken iki hatun bize gülümser de hemen bize yazdığını zannederiz ya aynı o şekilde bir durumdu bu da. Yani benim için öyle bir durumdu çünkü harbidende onun güzelliği beni bitiriyordu. " İyidir, ya bişi dicem benim 6 gibi dersim bitio, sende 7 de falan işin yoksa ataköye gelsene, güzel bir film gelmiş onu izleriz " dedim. "Aaa bizim paydosda tam o saatlerde bitio " dedi. Tabiki bu saati de ona göre seçmiştim. " İyi o zaman araşırız 7 gibi ona göre bişiler yaparız " dedim cool bir tavırla ve mahallemdeki internet cafe ye doğru yöneldim. Saat 7 ye yakın, minibüse atladığım gibi ataköye gittim. Oraya vardığımda biraz bekleyeceğimi biliyordum. Biraz çabuk gelebilseydi keşke. Açlıktan ölüyordum. Ama razıydım. O gelince önce bişiler yemek için bi' yerlere otururuz, ben yemek yerken ona biraz açılırım, tabiki o da bunu anlar ve eğer gerçekten bana karşılık vericekse sinemaya gelirdi.Filmin biraz ilerlemesini bekledikten sonra ona kendimi adam gibi açardım, konuşamazdım belkide ama ne bileyim elini tutardım, elimi onun omzuna atardım. Hatta o da bana karşılık verince sinemada işi götürürdüm lan. Ki daha önceden böyle bi' olay görmüştüm.( Her ne kadar arkadaşlarım bana inanmasa da ) Bu olay tekrarlanırdı , benim başıma gelerek. Tabiki bu sefer onlara anlatmazdım , nasıl olsa inanmayacakları için. Telefonumun çalmasıyla hayallerden gerçek dünyaya çekildim. O arıyordu. " Alo " dedim. " Alo, nerdesin sen ben geldimde ********'nın önüne " dedi. " İyi o zaman bende ordayım " dedim etrafıma bakınarak ve onu gördüğümde " tamam tamam seni gördüm " dedim. Yanına gittim meraba naber faslını geçtikten sonra " aç mısın " dedim. " Yok gelmeden yemiştim " dedi. " iyi bende aç değilim " dedim. Hemen salona gittik. Oturduk. " Eee neler yaptın bugun " dedim havadan sudan muhabbet açmakta ne kadar kötü olduğumu ispatlayarak. " Ne yapim ya öyle çalışıyorum , sen naptın, dersler nasıldı " dedi. ' En nefret ettiğim şeylerden biride benim yaşlarımdaki birinin, bana , benden çok büyüklerimin sorduğu şekilde 'dersler nasıl ' demesiydi '. " Nasıl olsun ya bende kasıyorum işte " dedim , gülerek. Işıkların sönmesiyle bu muhabbeti daha fazla uzatmayacağıma sevinmiştim. Sinema salonuna baktığımda seçtiğim mekanın harbidende tam istediğim gibi bomboş olduğunu görünce sevindim. Film başladı. Filmin başlamasıyla ezgiye ne şekilde açılacağımı düşünmekten filmi zaten izleyemedim. Filmin ilk yarısının ortalarına doğru artık ne yapacağımı bulmuştum. Elimle onun elini tutacaktım. Ve onun elini çekip çekmemesine göre olayı devam ettirecektim. Ki böyle yapmak için elimi o tarafa doğru attım. Ancak onun eli, olması gerektiği yerde yoktu. Onun yerine elim, onun bacağına geldi. Ahanda şimdi sıçtım diye düşündüm. O da yanlışlıkla elimi oraya attığımı düşünecekki hemen elimi çekeceğimi zannederek bişi demedi. Ve bende en başta bi' tereddüt ettiğim için şimdi elimi çekersem ilerde garip durumlar oluşacağını düşünerek elimi çekemedim. Ve onun bişi dememesinden aldığım cesaretle onun elini aramaya başladım. Yani elimi onun bacağının üzerine yukarıya doğru götürüyordum. Aslında yana doğru götürmem gerektiğini biliyordum ama şimdi farkediyorumki ( aslında bu yalan, şimdi farkettiğim falan yok, sadece kendimi bunun daha romantik birşey olduğuna ve hatanın bende olmadığına inandırmaya çalışıyorum ) demekki o sırada heyecandan öyle birşey yapmışım. Oysa ki tek amacım onunla el ele izleyeceğim romantik bir filmdi. Ve ben elimi o tarafa doğru atınca ezgi haklı olarak bana doğru dönüp baktı. Bense o sırada şaşkın bir durumda olduğum için " senden hoşlanıyorum " diyebildim. " Ben seni arkadaşım olarak görmüştüm " dedi bağırarak. Salonda allahtan başka kimse yoktu.Ve bağırmaya devam etti. Söylediği şeyleri burda yazmak istemesemde genelde benim sapıklığım üzerine kurulmuş bir kompozisyondu.O bağırırken aklıma eski bir anım geldi. Eski anım yediğim bir tokatla bitiyordu. Neyse en azından öyle birşey olmicak diye düşünüyordum.Ona doğru "romantik" bir bakış attım. Ve bağırması bittiğinde o romantik suratıma geçirdiği tokatla kalkıp gitmesi bir oldu.
Nedensizzz, içiyorum.Neden?
Lafı dolandırmak istemiyorum. Söyleyeceklerim aslında çok basit. Ama lafı dolandırmak zorunda olduğumu hissediyorum. Bu hissi bi' türlü anlayamıyorum. Yani uzun cümleler kurup, zor anlaşılır yapmak, anlam içinde anlam saklamak nedendir? Bunu edebiyat üstatları yapar, onlara eywallah zaten. Ama edebiyatla ilgisi olmayan, yaşça daha 30 una basmamış, hadi 30u geçtim daha 25 e yaklaşamamış, hayatındaki önemli şeyleri kızlar, içki, taşşak muhabbeti, geceleri sarhoş olup mahallesindeki adamları dövmek olan (bu herkes için geçerli olmayabilir) insanlar yapınca harbi ayar oluyorum. Yani sizin neyinize ulan. Ülkede edebiyatçı kalmadı da mı bu şekilde ayaklar yapıyorsunuz. Yada okulunuzda okuduğunuz şey edebiyat mı? Hayır. Neyse fazla sinirlenmeyeyim. Yazıma başlayacağım. Tabi siz yazdıklarımı gereksiz veya saçma bulabilirsiniz. Ama bu mesajın içindeki anlamları keşfedenler daha iyi anlayacaklardır.
Hani bir insan olur, hayattan keyif aldığı şeyler vardır, ancak bu keyif aldığı şeyler birbirleriyle çakışabilir. Ve bunlardan kendisine göre daha önemli olanları seçer. Ve bu yaptığı seçimden asla pişman olmaz. Çünkü onun düşündüğü kendisine göre doğrudur. Ve birçok insandan da bunu bekler. Ama birçok insan böyle düşünmeyebilir. Sonuçta insanlara göre önemli olan şeyler değişebilir. Zevkler ve renkler tartışılmaz gibisinden. Ancak o insan kendisine göre önemli olan şeyler için ne kadar çabalasada başkalarının değişik düşündüğünü görünce önce bir bozulur. Ama onun aklına gelmeyen tek şey yukarıda da dediğim gibi başkalarının düşüncelerinin değişik olma ihtimalidir. Çünkü onun tek düşündüğü başka keyiflerden vazgeçdiği ve onların bir daha geri gelemeyecek kadar derinde olmasıdır. O böyle sikilmiş bir vaziyette arada kalmıştır artık. Arada kalmasının sebebi artık hayattan keyif alacak başka şeyler bulmak için uğraşmak zorunda olması mıdır? Yada ona göre önemli olan şeylerin artık değişim gösterecek olması mıdır? Yada artık büyüdüğünden herşeyi daha iyi irdeleyebilmesi midir? Yada insanların artık ne düşündüğünü siklemeyecek olması mı? Yada insanlara karşı olan tutumunu değiştirmesi mi? Bilmiyorum... Yada bunun cevabını bilmemesi midir?
Hani bir insan olur, hayattan keyif aldığı şeyler vardır, ancak bu keyif aldığı şeyler birbirleriyle çakışabilir. Ve bunlardan kendisine göre daha önemli olanları seçer. Ve bu yaptığı seçimden asla pişman olmaz. Çünkü onun düşündüğü kendisine göre doğrudur. Ve birçok insandan da bunu bekler. Ama birçok insan böyle düşünmeyebilir. Sonuçta insanlara göre önemli olan şeyler değişebilir. Zevkler ve renkler tartışılmaz gibisinden. Ancak o insan kendisine göre önemli olan şeyler için ne kadar çabalasada başkalarının değişik düşündüğünü görünce önce bir bozulur. Ama onun aklına gelmeyen tek şey yukarıda da dediğim gibi başkalarının düşüncelerinin değişik olma ihtimalidir. Çünkü onun tek düşündüğü başka keyiflerden vazgeçdiği ve onların bir daha geri gelemeyecek kadar derinde olmasıdır. O böyle sikilmiş bir vaziyette arada kalmıştır artık. Arada kalmasının sebebi artık hayattan keyif alacak başka şeyler bulmak için uğraşmak zorunda olması mıdır? Yada ona göre önemli olan şeylerin artık değişim gösterecek olması mıdır? Yada artık büyüdüğünden herşeyi daha iyi irdeleyebilmesi midir? Yada insanların artık ne düşündüğünü siklemeyecek olması mı? Yada insanlara karşı olan tutumunu değiştirmesi mi? Bilmiyorum... Yada bunun cevabını bilmemesi midir?
Son Sözler
Küçükken kandırırlar hep çocukları yok leyleklermiş yok gökten elma düşmüş... İnanmazdım böyle şeylere. Küçüktüm ama aptal da değildim ya. Sevmezdim atlı karıncaları sanki ben mi sürüyorum? Ve palyaçolar o zaman da en az şimdiki kadar aptal görünürdü bana. Hiç unutmam işte o zamanlarda biri bana: " Kadınlara güvenme onlar şeytanın dünyadaki yüzüdür. Erkekler bile cennetten bu yüzden kovulmuştur. Dikkat et...! " demişti. Bense her zamanki gibi gülüp onlarda insan ben de insanım ne farkımız varki demiştim. Ama bilmiyordum küçükken söylenen şeylerin bir bölümünün mantıksız gelse bile doğru olabileceğini. Şimdi diyorum keşke çocukları leylekler getirseydi, keşke gökten üç elma düşseydi de bu halde olmasaydım. İnansaydım o sözlere. Kadınların gerçek yüzünü görebilseydim. İnanmadım işte ne yaparsınız. Her gelen kadına kendimden bir şeyler verdim, taa derinlerini gösterdim onlara kalbimin, onların oldum, onların da benim olduklarını zannederek. Öyle olmadı ne yazık ki. Her gelen de biraz daha eksildim, her gelene daha sıkı sarıldım, daha yukarılardan düştüm aşşağı. Yılmadım, şansızlık dedim. Bu sözün doğru olabileceğini hiç aklıma getirmedim. Göğüs gerdim her şeye, onlar uğruna yok saydım arkadaşlarımı, ailemi bile... Şimdi ise bu ilaçları içip uykuya dalmadan önce dilimde o söz ne kadar geç kavramış olsam da " Kadınların şeytanın dünyadaki gerçek yüzü imiş. " Benden arta kalanlarda -artık ne kalırsa- hepinize ibret olsun. Unutmayınki, beni bu hale getiren kadınlar sabah uyanacaklar ama ben halen uyuyor olacam, saygılarımla...
Bitik Bir Adam
Bitik Bir Adam
self-ayar çekenzi
-itiraf edim başlığı atarken aklıma ilk olarak dedikoduya göre dicle'ye feriye lokantasının kuytu çamlarında fena şeyler yapan 'ayar' kardeş/abiimiz geldi açıkçası.-
agresiftim.karşımdakini dinlemeden çok çam s.ktim-matematikçi sizi yusuf aka joseph saygıyla anıyorum-
canım yandı bu yüzden ama hala öğrenemedim.verilen tavsiyeler ansiklopedileri doldurdu.artık yeter diyordum gene aynı şeyleri yapıyordum.bir pokhluk var mevzuda çözemedim 19 yıldır.ani çıkışlar yapınca üste çıkacağımı zannettim.lakin bazen öyle oldu ama geçiciydi,10 dk süresince tatmin olmaktan öteye gitmedi.peki bu neden kaynaklanıyordu;pozisyon alma kaygısı,gücünü kabul ettirme isteği;ilginçtir en son ana kadar bilinmeyecek herhalde?
belki de haksız eleştirileri,orospu çocuğu önyargıları savmak içindi bu agresif ruh hali?Çünkü yanlış olan kavramları size sormadan kabul ettirmeye,onları size yapıştırmaya çalışırlarsa söz geçen durumun sizin sağlığınız için yararlı olmadığını söyleyebilirim.nitekim yazıktır ki olayın bu kısmını da tecrübe ettim.Urfa'da 'kıttik' derler o tarz insanlarla aynı çembere girdim.yeri geldi çember bana,ben ona.ama tecrübe ettim fena mı oldu
fakat söylemeliyim ki hata tek taraflı olmadı,olamazdı,olmaz lan zaten.çözüm uzak değildir.bir önceki entry'nin de belirttiği üzere dobra olmak lazım zira.önemli olan bir defa s.çtıktan sonra sıvamamaktır.bunu ben demiyorum,uzmanlar söylüyor.
bulutlar kucaklaşıp,hasretimi giderince yapacağım ilk iş has bir urfa kebapçısına gitmek olacak.
20'nin dayadığı bu günlerde anatoprakları özledim.
gece geç saatler telegol stüdyosu a.çakar,z.şengül,a.alkış,t.şeren.ekran dörde bölünmüştür.
Ali Sami-turgay abi bak sana birşey söylim mi?
Turgay-Tabi söyle
Ali Sami-Yönetim dese ki Ali Sami Alkış'ı saha sürüyorum arkadaş,libero oynayacak dese adam sesini çıkarmayacak
Turgay-Ya yok ebesinin amj artık ya ha habhjhgsd
agresiftim.karşımdakini dinlemeden çok çam s.ktim-matematikçi sizi yusuf aka joseph saygıyla anıyorum-
canım yandı bu yüzden ama hala öğrenemedim.verilen tavsiyeler ansiklopedileri doldurdu.artık yeter diyordum gene aynı şeyleri yapıyordum.bir pokhluk var mevzuda çözemedim 19 yıldır.ani çıkışlar yapınca üste çıkacağımı zannettim.lakin bazen öyle oldu ama geçiciydi,10 dk süresince tatmin olmaktan öteye gitmedi.peki bu neden kaynaklanıyordu;pozisyon alma kaygısı,gücünü kabul ettirme isteği;ilginçtir en son ana kadar bilinmeyecek herhalde?
belki de haksız eleştirileri,orospu çocuğu önyargıları savmak içindi bu agresif ruh hali?Çünkü yanlış olan kavramları size sormadan kabul ettirmeye,onları size yapıştırmaya çalışırlarsa söz geçen durumun sizin sağlığınız için yararlı olmadığını söyleyebilirim.nitekim yazıktır ki olayın bu kısmını da tecrübe ettim.Urfa'da 'kıttik' derler o tarz insanlarla aynı çembere girdim.yeri geldi çember bana,ben ona.ama tecrübe ettim fena mı oldu
fakat söylemeliyim ki hata tek taraflı olmadı,olamazdı,olmaz lan zaten.çözüm uzak değildir.bir önceki entry'nin de belirttiği üzere dobra olmak lazım zira.önemli olan bir defa s.çtıktan sonra sıvamamaktır.bunu ben demiyorum,uzmanlar söylüyor.
bulutlar kucaklaşıp,hasretimi giderince yapacağım ilk iş has bir urfa kebapçısına gitmek olacak.
20'nin dayadığı bu günlerde anatoprakları özledim.
gece geç saatler telegol stüdyosu a.çakar,z.şengül,a.alkış,t.şeren.ekran dörde bölünmüştür.
Ali Sami-turgay abi bak sana birşey söylim mi?
Turgay-Tabi söyle
Ali Sami-Yönetim dese ki Ali Sami Alkış'ı saha sürüyorum arkadaş,libero oynayacak dese adam sesini çıkarmayacak
Turgay-Ya yok ebesinin amj artık ya ha habhjhgsd
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)